kariyer,eğitim,sertifika

Tag archive

uzaktan eğitim

Takdir Etmek Bu Kadar Zor mu?

Kendinizi bazen takdir edilme ihtiyacı içerisinde bulduğunuz oluyor mu? Siz elinizden gelenin en iyisini yaptığınız ve harika işler çıkardığınız halde? İç referansı yüksek biri olarak, yani kendi iç tatminimi bir işi iyi yapmakta öncelik almama rağmen, zaman zaman bunun yeterli olmadığını görüyor ve hissediyorum. Zira her insan gibi benim de, başkaları tarafından da motive edilmeye ihtiyacım var. İşyerime bağlılığımı kaybetmemde takdir etme alışkanlığı olmayan ve sürekli hatalara odaklanan yöneticilerle çalışmış olmanın etkisini de göz ardı edemem.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Oysa hiçbir maliyeti olmayan ve çalışan üzerinde son derece olumlu etki yaratan bu eylemi maalesef birçok yönetici ihmal ediyor. Sanırım buradaki en büyük etkenlerden biri çocukluk öğretilerimiz. Ben kırkbeş yaşındayım ve çocuğunu takdir etmenin onu şımartacağı anlayışıyla yetiştirilmiş biriyim. Hatta üniversiteyi kazandığımda rahmetli babam, çığlıklarım karşısında bir sakin ol, herhalde kazanacaksın demişti. Bu söylemin moralimi ne denli bozduğunu tahmin edersiniz. Oysa babam bunu beni motive etmek için söylemişti. Benzer şeyler iş hayatında da olmuyor mu? Harika işler çıkarıp heyecanla yöneticinizin yanına gidip, bu iş oldu dediğinizde sen zaten yaparsın dendiği…

Peki sizce takdir etmeye ne engel oluyor?

Benim saptadığım birkaç maddeden bahsetmek istiyorum.

Takdir etmenin öneminin farkında olmama: Yöneticiniz takdir etmenin kişide yaratacağı etkinin farkında olmayabilir. Bizi takdir eden mi vardı mantığıyla kendi başına gelen yanlış örnekleri doğru kabul ediyordur. Bu durumda bunu talep edin. Danışmanlık yaptığım bir projede şirketin genel müdürüne aynen şunu söyledim. Yaptığımız işlerden memnun olduğunuzu düşünüyorum. Doğru mu? Evet.

Peki, o halde beni neden hiç takdir etmiyorsunuz? Ama siz danışmansınız. Bu zaten böyle olmalı değil mi diye sordu. Elbette, ama sizce böyle olmadığı durumlar da olabilir değil mi? Elbette. O halde beni projeyle ilgili heyecanımı kaybetmemem için takdir eder misiniz? Hem şaşırdı, hem de hoşuna gitti. Ve ardından çok şık bir cümleyle takdir etti. Bazen kişiler, bunun öneminin ve karşısında yaratacağı olumlu etkinin farkında olmadıkları için sizi takdir etmezler. Takdiri, talep edin.
Nasıl takdir edeceğini bilmeme: Kendimce Facebook’ta bir deney yaptım. Hayatımda kritik rol oynayan otuz beş arkadaşıma takdir ve teşekkür içeren mesaj metni yazdım. Bir süre sonra da kendi takdir ihtiyacımdan bahsederek onlardan beni takdir etmelerini istedim. Bilin bakalım sonuç ne oldu? Toplam altı kişi… Bu, arkadaşlarımın beni takdir etmediği anlamına gelmiyordu. Sadece nasıl ifade edeceklerini bilemediler. İfade etme güçlüğü bence genel bir gelişim alanı. Siz ne dersiniz?


Kendini kıyaslama yanılgısı: Yetenek Yönetimi konusunda bu blogta yazılmış en muhalefet yazılardan biri olan Ya yetenek değilseniz yazıma atıfta bulunarak kişinin diğerini takdir etme konusundaki en büyük engelinin kendisini başkalarıyla kıyaslamak gibi bir yanılgıya düşmesi olduğunu düşünüyorum. Yarış tadında yaşanan bir iş hayatı içerisinde o benden daha iyiyse, ben kötüyüm demektir çarpık eşleşmesinin olması sizce de normal değil mi? Oysa yaşam bir yarış değil, bir maratondur. Ve bence hepimiz eşsiz becerilerle donanımlı şekilde dünyaya gelmişiz. Kıyaslama mantığı sizde anlamsız bir kıskançlık duygusu yaratır ve maalesef kendinizi de takdir etmeyeceğinizin sinyali olabilir. Kendinizdeki cevherleri rahatça keşfedip, onları yaşama geçirdiğinizde başkalarını takdir etmenin de ne denli kolay olacağını göreceksiniz. Sizi temin ederim. Başkalarının başarısı sizi daha az başarılı yapmaz. Size sadece daha iyisi için bir yol haritası verir. Tabi siz isterseniz…


Hatalara odaklanma alışkanlığı ve anlamsız mükemmeliyetçilik: Birlikte bir iş çıkardıktan sonra yöneticiniz iyi yaptığınız şeyleri gözardı ederek hatalara mı odaklanıyor? Eveeet dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu, yöneticinizin güçlü yönleri görme becerisinin henüz gelişmediği anlamına geliyor olabilir. Mükemmeliyetçi kişilerin kendilerini de takdir etmekte çok zorlandıkları ve sürekli bir iç eleştirmenle yaşadıklarını söylemek mümkün. İçten içe sürekli kendi hatalarına da odaklanan kişilerin başkalarını takdir etmesini beklemek ne kadar mümkün olur sizce? İşte tam da bu yüzden önce onları takdir ederek başlamanızı öneririm. Israrla şunu sorun ona. Peki neyi iyi yaptık?
Takdir etmek bence bir dünya görüşü, kazanılır bir alışkanlık ve bir beceri… Mutluluğa ve mutlu etmeye açılan kolay bir kapı. Bu kapıyı açmak ve girmek elimizde. Büyük usta Da Vinci’nin dediği gibi kimse sadece bir mermer değil ve maharet içindeki meleği ortaya çıkarmakta…

Harvard Business Review

İş Yaşamının Olmazsa Olmazı “Deadline” Teriminin Muhtemelen Bilmediğiniz Acıklı Hikayesi

“Deadline”. Dead-line.

Sözcüğün gerçekten de “ölüm çizgisi”nden geldiğini biliyor muydunuz? Etimolojik araştırmalar eşliğinde sizlere anlatacağımız bu hikaye biraz trajik.

“Deadline” sözcüğü aslında, sözlük anlamına gayet uygun düşen bir savaş terimi.

Etimologlara göre ilk olarak Amerikan iç savaşı sırasında kullanılmış (1861 – 1865). Yazar Christine Ammer, bu terimin ilk kez, zamanının cehennemi olarak bilinen korkunç esir kampı Andersonville’de General D.T. Chandler’a ait 5 Temmuz 1864 tarihli raporda geçtiğini belirtiyor.

General, esir kampının dehşet verici koşullarını şöyle anlatıyor:

Savaş esirleri 15 feet yükseklikte, 8 inçlik bir çapta ve yerin altına 5 feet kadar gömülmüş, odundan derme çatma hücrelere hapsediliyor. Hücreleri içeriden çerçeveleyen korkulukların hemen ötesi “ölüm çizgisi”; esirlerin bu sınırın dışına çıkmasına izin yok. Esirler bu 6 sq feet kadarlık alanda yaşamak zorunda.

Bir başka rapor ise yine aynı esir kampından, yüzbaşı Walter Bowie’ye ait (1864).

Hücrelerin içinde belirlenmiş bir ölüm çizgisi var. Hiçbir esirin bu sınırları ne gece, ne de gündüz geçmesine izin yok; eğer geçerlerse, cezası vurularak öldürülmek.

Andersonville’de başlayan ölüm çizgisi uygulaması, hızla yayılmaya başlıyor.

Ardı arkası kesilmeyen raporlara göre terim ve uygulama giderek yaygınlaşarak hemen hemen tüm hapishane ve esir kamplarına sirayet ediyor.

 

 

 

 

 

Rock Island’daki Union hapishanesinden bir diğer rapor:

Onu ilk gördüğümde, kömür deposunun arkasındaydı. Önce kimi gördüğümü anlamadım ve bir anlığına gözden kaçırdım. Sonra hendeklerden geçerek kaçmaya çalıştığını gördüm. Dikenli tellere yakın bir yerde yanına kadar gidip ateş ederek öldürdüm. 13 nolu barakaların orada hendeğe attım.

Peki bu ürkütücü kavram iş yaşamına nasıl giriyor?

Gazetecilik ile.

Araştırmacı David Merline şu bulguya ulaşmış: Gazeteler kavramı çabuk içselleştiriyor ve baskıda geçilemeyecek okunaklılık sınırı olarak kullanmaya başlıyor.

Ardından terim genel olarak matbaaların tamamında yayılıyor.

Ancak ilk kullanımı teslim tarihinden ziyade, baskının nasıl yapılandırılacağını ve hangi sınırların geçilemeyeceğini tarif ediyor. Terimi teslim tarihi için de kullanmak ise elbette hızlıca kendine yer buluyor.

1900’lü yıllara gelindiğinde ise terim, geçmemek gereken tüm sınırlarla beraber, terminler için de yaygın olarak kullanılmaya başlıyor.

1920’lere gelindiğinde, artık “zaman kısıtlaması” kavramıyla eş anlamlı hale gelecek kadar yaygınlaşıyor.

Deadline günümüzde iş yaşamının bir nevi ölüm çizgisi.

Çünkü işi / müşteriyi geri dönüşsüz olarak kaybedebilmek riskini barındırıyor. Hikayesi oldukça acıklı ve rahatsız edici olan terimi hayatlarımızın orta yerine yerleştiren gazetecilere selamlarımızla…

Kaynak: Onedio.com

Snapchat Artık Twitter’dan Daha Büyük

Snapchat, hızla büyüyen kullanıcı sayısıyla artık Twitter’dan daha büyük bir sosyal medya servisi haline geldi.

Kısa sürede hızla büyüyen Snapchat artık Twitter’dan daha çok kullanıcıya sahip. Son altı ayda 40 milyon günlük aktif yeni kullanıcı kazanan Snapchat böylece 150 milyon kişilik günlük aktif kullanıcısıyla 140 milyon günlük aktif kullanıcıya sahip Twitter’ı geçmiş oldu.

Snapchat aslında hızlıca silinen fotoğraf konseptiyle gençlerin büyük ilgisini çekerek hayatına başladı ancak kullanıcıların günlük hayatlarını fotoğraflar vasıtasıyla öyküleştirebildikleri yeni formatıyla büyümesi ivme kazandı.

Facebook’un 3 milyar dolarlık teklifini geri çevirmişti

Facebook’un 2013 yılı sonunda verdiği 3 milyar dolarlık satın alma teklifini reddeden uygulamanın kurucusu Evan Spiegel’in doğru kararı vermiş olduğu da hızla yükselen kullanıcı sayısıyla anlaşılıyor.

Fotoğraf odaklı sosyal medya uygulamasının bu hızlı yükselişi reklam verenlerin de dikkatini çekiyor. Günde üç milyara yakın videonun seyredildiği uygulamadaki 150 milyon aktif kullanıcı aynı zamanda reklam verenlerin de hedefinde bulunuyor.

Kullanıcı yaş ortalaması 13-15 arasında yoğunlaşan uygulama gençleri hedefleyen markaların ve reklam kampanyalarının odağı olmuş durumda.

Bu ilgiden en çok rahatsız olan kişi ise, bir zamanlar gençlerin elinden düşürmediği Twitter’a bugün reklam bulmakta zorlanan Jack Dorsey olmalı.

TechInside

Sevilen Bir Yönetici Olmanın 10 Yolu

Eskinin o asık suratlı, mesafeli, keskin kuralları olan yöneticileri artık çok eskilerde kaldı. Y Kuşağının çalışma hayatına girmesiyle yöneticilere olan bakış da beklenti de değişti. İş yerinde hem huzuru ve uyumu yakalamak hem de başarıya ve hedeflere ulaşmak için çalışanlar kadar yöneticilerin de kendilerini yenilemesi, çalışanlarla olan iletişimlerine dikkat etmesi gerekiyor.

Bir ekibin başarıya ulaşması için huzurlu ve uyumlu bir çalışma ortamına sahip olması gerekiyor. Ancak bunun için çalışanlar kadar yöneticilere de görev düşüyor. Hedefe giden yolda çalışanlar nasıl bir yönetici ile yürümek istiyor? Yöneticilerin nelere dikkat etmesi gerekiyor?

İşte sevilen bir yönetici olmanın 10 yolu:

Uyumlu çalışma ortamını koruyun

Başarılı bir iş hayatının temelinde huzurlu ve uyumlu çalışma ortamı yer alır. Ekibinizde yer alan bazı çalışanlarınızdan memnun olmayabilirsiniz ancak ekibinizdeki tüm çalışanlara eşit mesafede olmaya özen göstermelisiniz. Problem yaşadığınız çalışanlarınızla olan iletişiminizde aşağılama, dışlama gibi davranışlardan kaçının. Problem yaşadığınız çalışanlarla herkesin gözü önünde tartışmanın ekibinizdeki uyumun bozulmasına neden olabileceğini unutmayın.

İletişime açık olun

Birçok çalışan yöneticisiyle açık bir iletişim kurmayı ister. Çalışanlarınız için iyi bir dinleyici olmaya gayret gösterin. Onlarla konuşurken göz teması kurun ve hem işlerinin hem de hayatlarının arada bir nasıl gittiğini sorun. Onları önemsediğinizi belli edin.

Ekibinizin arkasında olun

Hiçbir iş yeri her zaman güllük gülistanlık değildir. Başarılı ve sevilen yönetici olmanın bir diğer sırrı da ekibini koruyup kollayabilmekte yatıyor. Çalışanlarınızın başarısızlıklarında da onların arkasında durun. Yapılan hatayı ekibinizin üstüne atmak yerine sorunun temeline inerek çözüm getirmeye çalışın.

Destek verin

Yöneticisinden destek gören çalışanın yöneticisine karşı duyduğu sadakat ve iyi niyet artar. Bu nedenle çalışanlarınıza gerçekten ihtiyaç duyduğu desteği verin. Bunu birçok farklı şekilde yapabilirsiniz. Örneğin, çalışanlarınızın ihtiyaçları doğrultusunda onlara ekipman desteği, herhangi bir sıkıntıları karşısında duygusal destek ya da iş ve özel hayat arasındaki denge konusunda da daha esnek davranarak destek verebilirsiniz.

Ufak hataları görmezden gelin

Çalışanlarınızın yaptığı hatalara büyük tepkiler vermemeye gayret edin. Eğer bu hatalar düzeltilebilir hatalar ise çalışanlarınıza doğru yolu göstererek hatalarını düzeltme şansı tanıyın. Ufak, önemsiz hataları ise görmezden gelmeyi öğrenin. Yapılan her hatayı yüze vurmak kişinin motivasyonunu ve öz güvenini etkiler. Çalışanlarınıza karşı ölçülü ve hoşgörülü olmaya özen gösterin.

Saygı gösterin

Çalışanlarınıza yaptıkları işlerin yanı sıra birey olarak da saygı duyun. Saygının çok basit ancak çok güçlü bir motivasyon aracı olduğunu, saygı yoksunluğunun ise tam tersi bir etkiye sahip olduğunu unutmayın. Çalışanlarınızın sırf siz onlara inandığınız ve saygı duyduğunuz için bile başarılı olmaya çalıştığının farkında olun.

Takdir edin

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki çalışanların büyük çoğunluğu, yöneticisinin çalışmalarını takdir etmesini istiyor. İyi yöneticilerin amacı sadece firmanın belirlediği hedeflere ulaşmasını sağlamak, şirketin büyümesine katkıda bulunmak değildir. Yöneticinin ekip üyelerinin çalışmalarını takip etmesi ve teşekkür etmesi, onlarda hem motivasyon hem de başarabilmiş olma hissini sağlaması da diğer amaçlar kadar önemlidir.

Büyük resmi gösterin

Çalışanlarınızdan ne beklediğinizi, nasıl bir çalışma istediğinizi onlara net olarak anlatın ve onların büyük resmi görmelerini sağlayın. Yaptıkları işin neye hizmet ettiğini, hangi amaca yönelik yapıldığını anlamaları için açık ve net olun.

Gelişime olanak tanıyın

Çalışanlarınızın kendilerini geliştirmelerine olanak tanıyın ve bunun için sürekli bir öğrenme ortamı oluşturun. Ancak bu sürece kendinizi de eklemeyi unutmayın. Hem bireysel hedeflere hem de şirket tarafından belirlenen hedeflere ulaşmak için yeni yöntemler denemekten ve çalışanlarınıza kulak vermekten çekinmeyin. Yeni ve yenilikçi fikirleri hem önemseyin hem de ödüllendirin.

Yol gösterin

Çalışanlarınıza deyim yerindeyse profesyonel rehberlik hizmeti verin. İyi bir yönetici ve lider aynı zamanda çalışanlarının akıl hocasıdır da. Çalışanlarınızın şirket içindeki kariyer gelişimlerine destek olun ve onlara günlük iş süreçlerinde tıkandıklarında ya da yorulduklarında yol gösterin.

Fransa’daki Çalışanlara, İşverenlerin Mesai Dışında E-posta Göndermesi Yasaklanıyor

Yeni tasarı, işe bağlı oluşabilen fiziki ve psikolojik yorgunluğun önüne geçmeyi amaçlıyor.

Hafta sonlarınızda ya da diğer tüm tatillerinizde e-postanızı kontrol ediyor musunuz?

İş kanunu reformlarının bir parçası olarak, Fransa’da yürütülen çalışma dahilinde, şirketlerin çalışanlarına kaliteli çalışma ortamı sağlamaları yönünde “çevrimdışı kalma hakkı” için yeni politikalar izlemeleri bekleniyor.

Hazırlanan kanun tasarısına göre, 50 ya da daha fazla çalışanı olan şirketlerin, eve iş götürülmemesi adına “dijital teknoloji” politikalarını çalışanların özel hayatlarını ihlal etmeyecek şekilde düzenlemeleri bekleniyor.

BBC’ye göre, bunun da, çalışanların e-posta alışverişinde bulunmayacakları saatlerin belirtilerek yapılması isteniyor.

Huffington Post‘un haberi şöyle devam ediyor:

Fransız Millet Meclisinden Benoit Hamon, BBC’ye verdiği demeçte; “Tüm araştırmalar, daha önceki zamanlara göre, günümüzde çok fazla iş bazlı stres bulunduğunu gösteriyor ve bu istikrarlı devam ediyor” açıklamasında bulunmuş ve eklemiş “Çalışanlar fiziki olarak iş ortamından çıkıyorlar ancak işten ayrılmıyorlar. Bir tür elektronik tasma var boyunlarında. Metinler, mesajlar, e-postalar hep birlikte onları çöküntüye götürürcesine peşlerini bırakmıyor.”

İş kaynaklı bunalım/çöküntü, Fransız hükümeti için gün geçtikçe ciddileşen bir gündem konusu. Şubat ayında, Fransız Sağlık Bakanı Marisol Touraine bu gündemi detaylandırabilmek için bir çalışma grubu oluşturdu.

Nisan ayında French daily Les Echos’da paylaşılan bir makaleye göre, ulusun çalışma gücünün yaklaşık 10’da 1’i bu çöküntünün tehdidi altında.

Kanun tasarısının 25 hükmü şu şekilde:

Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, doğru yönetilmez ya da düzenlenmezse, çalışanların sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratabilir.

“Bunların içinde işin getirdiği ve ayrıca gelen bilişimsel kaynaklı yükle birlikte, özel hayatla iş hayatı arasındaki sınırın saydamlaşması, dijital teknoloji kullanımıyla ortaya çıkabilecek risklerdir.”

The New Yorker’dan Laura Collins konuyla ilgili makalesinde şunları yazmış:

Çevrimdışı kalma hakkı bir zorunluluk değildir. Kişinin sürekli tetikte olması gerekmediğini, her an üretici girişimlerde bulunmasının şart olmadığını, dünyanın bir şekilde dönmeye devam ettiğini fark edebilmek adına ve biraz olsun rahat nefes alabilmek için bir fırsattır.”

Bazılarına göreyse bu çalışmanın nihayetleneceği beklenmiyor.

 

Dijital teknolojinin iş ve özel hayat dengesine etkilerini konu alan bir proje yürüten Birleşik Krallık merkezli Digital Brain Switch şirketinin araştırmacısı Jon Whittle, The Washington Post’a bazı çalışanların tatil sonrası ya da bir sonraki sabah yığınla e-postayla karşılaşabilecekleri gerçeğinin daha da yorucu olabileceğini vurgulamış.

Whittle, “Bana kalırsa, işe bağlı yaşam kalitesi, mesai dışı e-posta alışverişini durdurmaktan daha büyük bir konu. E-posta sadece bir iletişim aracı. Asıl sorun sürekli daha fazla iş yapma ve rakiplerden daha iyi iş çıkarma kültürü” diyor.

Fransa Başbakanı Manuel Valls ise, “Bu tasarının kabul görmesi ve uygulanması benim görevimdir” açıklamasında bulundu.

IQ vs. EQ: Duygusal Zekası Yüksek Insanların Özellikleri

Duygusal zeka kavramı; ilk ortaya çıktığı zaman, ortalama IQ’ya sahip insanların yüksek IQ’ya sahip insanlara göre neden daha başarılı olduklarını bize açıklamıştı. Bu olağan dışılık IQ’nun başarının temeli olduğu konusundaki inancı da sarsmıştır.

Duygusal zekası yüksek insanların özellikleri konusunda yapılan araştırmalar, bu kişilerin iş hayatında başarılı olduğunu göstermiştir. Başarılı insanların %90’ınında duygusal zekanın yüksek olması bu bağlantıyı bize açıklıyor.

Duygusal zeka bizler için çok da somut olmayan bir kavram. Davranışlarımızı nasıl yönettiğimizi, sosyal zorluklarla nasıl başa çıktığımızı ve olumlu sonuçlara ulaşmak için ne tarz kararlar verdiğimizi duygusal zeka (EQ) belirliyor.

EQ oldukça önemli olmasına rağmen, ölçümü ve geliştirilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda işler zorlaşıyor. EQ’yu ölçmek için bilimsel olarak kanıtlanmış testler var, ancak bunlar çok pahalı. Peki EQ’su yüksek olan insanların özellikleri nelerdir?

1. Duygular konusunda güçlü bir sözcük dağarcıkları vardır.

b1

Bütün insanlar duyguları deneyimlerler ancak çok azının onları olduğu gibi tanımlama yeteneği vardır. Yapılan bir araştırma insanların sadece %36’sının bunu yapabildiğini ortaya koyuyor ve bu büyük bir problem, çünkü duyguları tanımlayamamak çoğunlukla yanlış anlaşılmaya, mantıklı olmayan kararlara ve kişiye zarar veren durumlara yol açıyor.

Yüksek duygusal zekalı insanlar genelde duygularını tanıma konusunda çok iyidirler, çünkü onları anlayabilirler ve geniş bir sözcük dağarcığı ile onları tanımlayabilirler. Çoğu insan kendini sadece “kötü” hissettiğini söyleyerek tanımlarken, yüksek duygusal zekalı insanlar kendilerini öfkeli, sinirli, haksızlığa uğramış ya da endişeli olarak karşı tarafa aktarabilirler. Sözcük seçiminde spesifik oldukça, duygularınızı anlama, nedenlerini bulma ve neler yapabileceğiniz konusunda daha iyi sezgilerimiz olmaktadır.

2. İnsanlar konusunda meraklıdırlar.

b2

İçe dönük ya da dışa dönük olmanız fark etmeksizin, duygusal zekası yüksek olan insanlar etrafındaki herkes konusunda meraklıdırlar. Bu merak empatinin bir ürünüdür ve empati de yüksek EQ’lu insanların en önemli özelliklerinden biridir.

3. Değişimleri kabul ederler.

Duygusal zekalı insanlar uyum sağlam konusunda esnektirler. Değişim konusundaki korkunun harekete geçmeyi önleyici, başarı ve mutluluk içinse bir tehdit olduğunu bilirler. Onlar değişimi ararlar ve bu değişimler için bir plan oluştururlar.

4. Güçlü ve zayıf taraflarını bilirler.

Duygusal zekaya sahip insanlar yalnızca duyguları anlamazlar, ne konuda iyi olduklarını ve ne konuda kötü olduklarını bilirler. İplerin kimin elinde olduğunu ve başarı için nasıl bir çevrede olması gerektiklerini bilirler. Yüksek bir EQ (duygusal zeka)ya sahip olmak, güçlü taraflarını bilmek ve onları kendi avantajın için kullanmak demek olduğu kadar, zayıflıklarını da tanıyarak kişinin kendisini başarı yolunda nasıl etkilediğini bilmek anlamına gelir.

5. Karakter analizi konusunda iyidirler.

Duygusal zeka; sosyal farkındalık yani diğer insanları tanıma, onların hakkında bir şeyler bilme ve onların ne yapacaklarını anlama ile yakından alakalıdır. Zaman içinde, bu yetenek sizi iyi bir karakter analisti yapar. İnsanlar sizin için artık gizemli değildir. Onların karakterlerini, değerlerini ve hatta madalyonun öteki yüzündeki insanı bile görebilirsiniz.

6. Çoğu şey onları incitemez.

Duygusal zekası yüksek olan insanlar aynı zamanda kendine güvenen ve açık fikirli insanlardır. Kendi kendilerine eğlenebilirler ve insanların onlarla ilgili şakalarına gülebilirler, çünkü kendi zayıflıklarına ve olumsuz yönlerine aşikar oldukları için, bunları espri konusu yapabilirler.

7. Kendilerine ve başkalarına hayır demeyi bilirler.

Duygusal zekalı insanlar kendilerini kontrol etmeyi bilirler. Dürtüsel davranmaktan kaçınırlar ve anında istedikleri olsun istemezler*. Kaliforniya Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmaya göre, hayır deme konusunda zorlanan insanların daha fazla stres, tükenme ve hatta depresyona maruz kaldıkları bulundu. “Hayır.” kullanmaktan korkmamanız gereken güçlü bir sözcük. Hayır demeye gelindiği zaman, duygusal zekası yüksek olan insanlar “yapabileceğimi düşünmüyorum” ya da “ emin değilim” gibi sözcük kalıplarını kullanmaktan kaçınırlar. Hayır demek sizin kendinizi adadığınız şeyleri tamamlamanız için bir fırsattır.

8. Hata yapma konusunda rahattırlar.

Duygusal zekası yüksek olan insanlar kendilerini hatalardan uzak tutarlar, fakat onları da unutmazlar. Hataları güvenli bir uzaklıkta tutarak, başarılı bir gelecek için uyum sağlarlar. Bu biraz da hatalarınızı hatırlamak ve onlara takılı kalmak arasındaki ince çizgide dikkatlice yürümek gibidir. Hatalarınıza çok fazla takılı kalırsanız, kaygı ve utanç yaşarsınız; fakat onları unutmak da yine bu hataları tekrarlamanıza yol açar. Hatalarınızı sizi güçlü kılan şeylere dönüştürmek için anahtar nokta onlara takılı kalmak ve unutmak arasındaki dengedir.

 

9. Karşılıksız olarak bir şeyleri yaparlar.

Birisi size karşılığında hiçbir şey beklemeden bir iyilik yaptığı zaman, bu sizin üzerinizde güçlü bir etki yaratır. Duygusal zekası yüksek olan insanlar bağları güçlü olan ilişkiler kurarlar, çünkü onlar başkalarının onlara ne katkı sağlayacağını düşünmeden iyilik yapabilen insanlardır.

10. Kin tutmazlar.

b10

Kini beraberinde getiren negatif duygular aslında stresin bir işaretidir. Bedeninizi ‘kaç ya da savaş’(fight or flight response) durumuna geçiren bir olayı düşünün, hayatta kalma mekanizmalarınız bir tehditle yüzleştiğinizde sizi savaşmanız ya da kaçmanız için zorlar. Tehdit çok yakında olduğu zaman, bu tepkiler hayatta kalmanız için önemlidir, fakat modern hayatta bu mekanizmalarınız biraz da eskide kalmıştır ve bu stres durumu sağlığınızı bile kötü etkileyecek boyuttadır. Emory Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada stresin yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır. Kin tutmak aslında stresli olduğunuz anlamına gelir ve duygusal zekası yüksek olan insanlar stresin aslında ne kadar zararlı olduğunu bilirler. Kin tutmamak hem sizi iyi hissettirecek, hem de sağlığınızı daha iyi yapacaktır.

11. Zararlı insanları değiştirebilirler.

Zorlu insanlarla uğraşmak yorucu ve beyhude bir çabadır, fakat yüksek-EQ’lu insanlar bu tarz insanlarla etkileşimlerini kontrol edebilirler. Böyle bir insanla yüzleşmeleri gerektiğinde duruma mantıklı yaklaşırlar. Duygularının farkındadırlar, ve öfke ya da hayal kırıklıklarının karışıklık yaratmasına izin vermezler. Zor insanların dayandıkları noktaların farkındadırlar ve çözüm bulup ortak bir noktada bu insanlarla uzlaşabilirler.

12. Mükemmeli aramazlar.

Duygusal zekası yüksek olan insanlar mükemmeli hedef olarak koymazlar çünkü böyle bir şeyin olmadığını bilirler. İnsanlık, doğası gereği hata yapar. Mükemmellik sizin için asıl amaç olduğu zaman, sürekli sizi yaptığınız işi bırakmaya zorlayacak ya da sizi aşağıya çekecek bir hata bulacaksınızdır. Yaptığınız hatalar konusunda ve onlar yerine ne yapacağınız konusunda zaman harcamayı bırakıp, farklı davranın ve gelecekte neleri değiştirebileceğinizi, neleri başardığınızı ve neler yapacağınızı düşünün.

13. Sahip olduklarına değer verirler.

Minnettar olduğunuz şeyleri düşünmek stresinizi azaltan etmenlerden biridir. Kaliforniya Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmada, minnettarlık duyan ve duyulan insanların duygu durumlarının, enerjilerinin ve fiziksel hallerinin geliştiği görülmüş. Düşük kortizol düzeyinin bunda etkili olduğu düşünülüyor.

14. Kendi başlarına kalabilirler.

Günümüz dünyasında teknoloji sürekli bir iletişim sağlamasının yanında insanlardan sürekli çalışmalarını bekleyen bir alan yarattı. 7/24 müsait olduğunuz bir işte çalışıyorsanız, yoğun stres altındasınız demektir. Telefonlarınızı biraz kapalı tutmanız, bedeninize ve aklınıza bir ara vermeniz size iyi gelecektir. Psikolojik araştırmalar, e-mailinize bile bir süre bakmamanızın stresinizi azaltan etmenler arasında olduğunu göstermektedir. Kendilerine özel zamanlar ayırmak duygusal zekası yüksek olan insanların özelliklerinden biridir, çünkü bu streslerini kontrol altında tutmalarına ve anı yaşamalarına izin verir.

15. Kafein tüketimleri azdır.

Kafein içeriği yüksek olan içecekleri aşırı oranlarda tüketmek ‘kaç ve savaş’ mekanizmasının nedeni olan adrenalin hormonunun salgılanmasına yol açar. Kaç ve savaş mekanizması sizi mantıklı düşünmekten uzaklaştırır. Bir ayı size saldırırken bu mekanizma baya faydalıdır, ancak e-maillerinize cevap verirken değil. Kafein bedeninize ve vücudunuza aşırı stres yüklüyorsa, duygularınız davranışlarınızdan hızlı hareket etmeye başlar. Duygusal zekası yüksek olan insanlar kafeinin bir baş belası olduğunu bilirler ve onu aşırı tüketmemeye çalışırlar.

16. Uykularını yeterince alırlar.

b18

Stresle baş etmenizi sağlaması konusunda ve duygusal zekanızı artırması konusunda uykunun önemi ne kadar anlatılsa azdır. Uyurken beyniniz yeniden şarj olur, o günkü anılarınız saklanır ya da silinir (bu da rüyalara neden olur), bu yüzden uyandığınızda daha sakin ve boş bir beyinle uyanırsınız. Duygusal zekası yüksek olan insanlar uykularını alamadıkları zaman, kendilerini kontrol etmenin azalacağını, dikkat ve hafızalarının zayıflayacağının farkındadırlar, bu yüzden uyku onlar için önceliklidir.

17. Kişisel konuşmalarında olumsuzluklardan kaçınırlar.

Negatif düşüncelerinize dalıp gittikçe, onlara daha fazla güç vermiş oluyorsunuz. Çoğu olumsuz düşüncemiz sadece düşüncedir, gerçekler değildir. Bir şeyin her zaman olduğunu ya da hiçbir zaman olmadığını hissettiğiniz zaman, bu sadece beyninizin bir tehlikeyi algılama yöntemidir. Duygusal zekalı insanlar düşüncelerini gerçeklerden ayırabilirler ve böylece negatif düşüncelerin kısır döngüsünden kurtulurlar, pozitif ve yeni sonuçlara bakarlar.

18. Hiç kimsenin kendi eğlencelerine engel olmasına izin vermezler.

Duygusal zekası yüksek olan insanlar yaptıkları hakkında iyi hissederken, hiç kimsenin fikirlerinin ve art niyetli davranışlarının onları mutluluklarından alıkoymasına izin vermezler. Diğerlerinin düşüncelerini tamamen umursamamak imkansızdır ama duygusal zekası yüksek insanlar başkalarının düşüncelerine göre kendilerine şekil vermezler. Kişinin kendi değerinin başkalarının ne dediği ya da düşündüğü ile ilgisi olmadığını bilirler.

Sıkıcı Özgeçmişlerden Kurtulun! İşte Yaratıcılıkta Sınırları Zorlamış 20 Dikkat Çekici CV

“Bir sürü yere CV yolladım, cevap bile vermiyorlar!’’ diyenlerden misiniz?

Vermiyorlar; çünkü istediğimiz kadar başarılarla, şahane okullarla, tecrübelerle dolu CV’ler hazırlayalım, yüzlerce, binlerce aday arasından öne çıkabilmek, dikkat çekebilmek gerçekten çok zor. Herhalde hiçbir İK yetkilisi de birbirinin aynısı, donuk, sıkıcı kağıt yığınlarına bakmak zorunda olmaktan hoşlanmıyordur.

CV’leri dikkat çekici hale getirelim; ama nasıl? İşte ilham alabileceğiniz, “Farklılıklar nasıl ortaya koyulur?” derecesinde hazırlanmış yaratıcı ve sıra dışı CV’leri sizler için derledik!

1. Adeta dikkatlerden kaçamasın diye hazırlanmış

blog1

Çizim yapmaya olan merakınız kadar bu konudaki yeteneğinizi de oldukça ikna edici biçimde işte böyle gösteren Sercan Bey’i tebrik ediyoruz

2. Konsept tasarıma nefis bir örnek

blog2

CV’lerde en sık yaptığımız hata, her başvuru için aynı formatı kullanmak oluyor. Halbuki Sid Santos, tişörtten ambalaja kadar çeşitli konseptlerde tasarım yapabildiğini CV’sini böyle farklılaştırarak göstermiş.

3. Hem zarif, hem de yaratıcı

blog3

Yeteneklerin yüzde verilerek üstüne konumlandırıldığı o kartela CV’nin tüm havasını hemen değiştirmiş.

4. Yalnızca bir kağıttan ibaret bırakmak zorunda da değilsiniz.

blog4
Lucia Paul’un bu çok zarif örneğinde de olduğu gibi, çalışmalarınızı portfolyo halinde defterleştirebilirsiniz.

5. Tek sayfada alt alta listelerken de sıkıcılıktan uzak kalmak mümkün.

blog5

Tudor Deleanu, format olarak klasiğe yakın bir çizgi seçmiş; ve pek çoğumuzun CV’sinde olduğu gibi, deneyim ve becerilerini alt alta listelemiş. Ancak bunu yaparken hem renkleri hem de hizalamaları kullanışı CV’yi sıkıcı olmaktan hemen çekip çıkarıyor.

6. Hayatın zaman tüneli

blog6

Rybak, yıllar içindeki kişisel ve kariyer yolculuğunu bir zaman tüneli haline getirerek hem kolay okunur, hem de ilgi çekici bir sonuca ulaşmış diyebiliriz.

7. Fakat sizin daha sade ve ciddi bir tarzınız olabilir.

blog7

Yaratıcılık adına ciddiyetten çıkmak da şart değil. Çok küçük farklılaştırmalarla klasikle dikkat çekiciliği dengeleyebilirsiniz.

8. Veya “Her şey yazsın” diyenlerden olabilirsiniz.

Bunun için 4 sayfalık CV hazırlamanıza da gerek yok; epey fazla yazı var ama gayet güzel kurgulanmış ve tek sayfada özetlenmiş.

9. Kuşkusuz son derece yaratıcı bir başka tasarım

blog9

Jolie O’dell, iş deneyimlerini şarkı listesiymişçesine plak üzerine yerleştirmek suretiyle oldukça güzel bir iş çıkarmış ve hakikaten dikkat çekici olduğu kadar güzel de.

10. Kişiyi daha CV’nizi okumaya başlamadan etkilemek mümkün.

blog10

Sarı yeteri kadar parlak ve iddialı; siyahla böyle birlikte kullanımı ise son derece cesur olmuş.

11. Western formatı

blog11

Bizce gayet şık tasarlanmış bir başka örnek. Fontların kullanımından, kağıdın size hissettirdiği dokuya kadar her şey birbiriyle uyumlu.

12. Kendinizi en hızlı biçimde ifade edebilmeniz yeterli.

blog12

İlla çok şaşaalı ve iddialı örneklere gerek yok. Devamlı fikir geliştirip bunları bir yerlere karalayıp duran üretken bir beyne sahip olduğunuzu işte bu CV gayet güzel anlatabilir.

13. Metro haritası kimin aklına gelirdi?

Kısa ve özet bilgi vermenin en sıra dışı biçimlerinden biri bu örnekte karşımıza çıkıyor. Belki gerçekten de, bildiğimiz şeylerle yaptığımız işler bizleri kariyer başarısına taşıyacak yolun istasyonlarıdır.

14. En iddialısı bende olsun diyebilirsiniz.

blog14

Çok fazla yazı ve açıklamaya gerek bırakmadan dikkatleri derhal çeken türde bir örnek daha.

15. Mimarlık alanında bir kariyeriniz olabilir.

blog15

Yaratıcı CV’ler elbette yalnızca grafik tasarım ve dijitalcilerden çıkmıyor. Hiçbir iş alanı, sıra dışı ve dikkat çeken bir CV oluşturmanıza engel değil.

16. Bırakın iş kişiselleşsin.

blog16

Denise adeta kendi çalışma masasının bir kopyasını CV’ye çıkararak son derece dikkat çekici bir CV hazırlamış.

17. “Biçilmiş kaftan”!

blog17

Dikiş alanındaki beceriye dikkat çekmenin daha kolay bir yolu herhalde olmazdı. Kumaş gibi sıra dışı olduğu kadar, anlatılan şeyi vurgulamaya gayet güzel bir örnek olmuş.

18. Gerektiği kadar yere dikkat çekmek yeterli.

blog18

Fotoğrafınızın da klasik kullanımından bu biçimde uzaklaşabilirsiniz.

19. Ne de olsa Apple’dan mülakat koparmak kolay iş değil!

blog19

Craig Baute’nin bu zekice CV’si ise Apple tarafından görüşmeye çağırılmasına yetmiş. Akış diyagramı bizce de harika bir fikir; kendini nasıl da kolay okutuyor ?

20. Pixar gibi bir animasyon devinin dikkati ise, herhalde ancak böyle çekilebilirdi!

blog20Brian Moose, kendi hazırladığı bu vintaj film çantasının içine de illüstrasyonlarını içeren bir defter yerleştirmiş.

İnternette kısa bir aramayla daha pek çok özenli, zekice ve yaratıcı olarak hazırlanmış örneğe ulaşmak mümkün. Eğer o Word’de yazılıp PDF’e çevrilmiş dümdüz ve sıkıcı kağıt senin kişiliğini ve yeteneklerini yansıtmıyorsa, yansıtır hale getirmek senin elinde ?

Kovulduktan Sonra Dönüşleri Muhteşem Olmuş 20 Olağanüstü Başarılı İnsan

Patronunuz tarafından kapı dışarı edilmek kuşkusuz çok moral bozucu. Ama aşağıdaki başarı örnekleri, başta fiyasko gibi görünen durumların adeta bir fırlatma tahtasına dönüşebileceğinin ispatı.

Steve Jobs’tan Jerry Seinfeld’e, kovulmalarını fırsata dönüştürüp inanılmaz birer sıçramayla geri dönmüş 20 olağanüstü insan…

1. Thomas Edison kovulduğu Western Union şirketindeki ofisinde gizli gizli deneyler yapıyordu.

32

Ta ki 1867’de bir gece, Associated Press telgraf bürosunda kimyasal bir kazaya sebep olana dek.

Edison icatları üzerinde çalışmak ve okuyabilmek için gece vardiyasında çalışıyordu. Bataryalar üzerinde deney yaptığı bir gece yanlışlıkla yere döktüğü sülfürik asit, döşemeyi geçip bir alt kattaki patronunun masasına damladı.

Ertesi sabah kovulmuştu. Böylece tüm zamanını icat yapmaya adadı ve iki yıl sonra elektronik oy verme cihazı ile ilk patentini aldı.

2. Hillary Clinton, Alaska Valdez’de bir konserve somon firmasındaki işinden kovulmuştu.

Hillary Rodham Clinton Signs Copies Of Her Book 'Hard Choices' In New York

Elime bir kaşıkla bir çift çizme verildi; ve somonun içindekileri temizlemem istendi,” diyen Clinton, bu pozisyonda fazla kalmadığını, havyarları ayıklayan Japon balıkçıların çok yavaş çalıştığı için ona bağırdıklarını belirtiyor. “Sonuç olarak beni oradan sepetlediler” diye ekliyor.

Paketleme bölümüne alındıktan sonra, paketlenen somonların “yeşil-siyah olduklarını, korkunç göründüklerini ve koktuklarını” fark eden Clinton kalite kontrol sürecini sorgulamaya başlayınca, kontrol süreci toptan iptal oluyor ve aynı yerden ikinci kez kovuluyor.

3. Steve Jobs, kurucu ortağı olduğu Apple’dan kovuldu. İkinci denemesiyse muazzam oldu…

34

“Oyundan atılmıştım, resmen atılmıştım. Tüm yetişkinlik hayatımın hedefi gitmişti, ve bu çok yıkıcıydı.”

“The Second Coming of Steve Jobs” kitabının yazarı Alan Deutschman, Jobs’un 1985 yazını orta yaş krizi içinde, politikaya girmekten astronot olmaya kadar, ne yapmak istediğine karar vermeye çalışmakla geçirdiğini anlatıyor.

Jobs Apple’dan ayrı kaldığı zamanlarda, daha sonra Apple tarafından alınan ve Pixar’ı piyasaya süren NeXT bilgisayar firmasını kurdu. On yıl kadar sonra Apple’a geri döndüğündeyse, malum, iPod, iPhone, ve iPad devrimini yarattı.

4. Walt Disney ilk animasyon işinden, “hayal gücü eksikliği ve iyi fikirilere sahip olmadığı” gerekçesiyle editörü tarafından kovuldu.

47

Üstelik bu, başarısızlıklarının sonu da değildi. Disney, Laugh-O-Gram ismindeki animasyon stüdyosunu satın alıp daha sonra iflasa sürükledi. Sonunda, hedefini çok daha karlı bir alana yöneltti: Hollywood.

Kardeşiyle beraber Kaliforniya’ya taşındı ve “Disney Brothers’s Studio”’yu kurdu. Bu stüdyoda Mickey Mouse ve Disneyland’i yarattı; ve 22 tane Oscar kazandı.

5. Jerry Seinfeld bir okuma provası esnasında, senaryoda kendi bölümünün olmadığını görene kadar kovulduğunu bile bilmiyordu.

65

Meşhur şovu “Seinfeld”den önce 1980’lerin başlarında, “Benson” isimli sitcom’da küçük bir rolü olan komedyen, yapımcılarla karakterin hikayesi hakkında çatışmaya düştü ve sadece dört bölüm sonra kovuldu.

Ne yazık ki kimse Seinfeld’e işten çıkarıldığını söyleme zahmetine girmemişti. Seinfeld çekimden bir gün önce okuma provasına geldi ve kendisi için senaryonun bir kopyasının hazırlanmadığını gördü. Yönetmen yardımcısı onu bir kenara çekti ve artık dizide olmadığını haber vermeyi unuttuklarını söyledi.

Seinfeld aşağılanmıştı tabii; ama yılmayıp hemen akabinde komedi kulüplerinde tekrar sahne almaya başladı. Ve şansına, ilk performansı esnasında bir yetenek avcısı da izleyiciler arasındaydı. Sonrasını biliyoruz.

6. Madonna Dunkin’ Donuts’taki işini, müşterilerin üzerine jöle fışkırttığı gerekçesiyle kaybetti.

76

Biyografisini yazan Andrew Morton’a göre Madonna, okulu bırakıp meşhur olmak için New York’a taşındıktan sonra, sert bir başlangıç yaptı. Para kazanmak için Times Meydanı’ndaki Dunkin’ Donuts’ta çalışmaya başladı. Ancak bu macera bir gün bile sürmedi: Bir müşterinin üzerine jöle fışkırttıktan sonra, kapı dışarı edildi.

Tüm zamanların en asi pop kraliçesi, 1979’da müzik sahnesine giriş yapana kadar pek çok fast food restoranında ve garsonluk işlerinde çalıştı.

7. Robert Redford, tembel ve özensiz bir işçiydi. Belli ki yetenekleri başka alanlardaydı.

70

Redford gençliğinde, El Segundo’da Standard Oil rafinerisindeki gemi tersanesinde forklift kullanmak ve tankları temizlemekle görevli bir işçiydi.

Petrol tankının üzerinde uyurken amirine yakalanınca, kovulmak yerine kimya bölümünde şişe temizleme departmanına gönderildi. Ama sürekli cam şişeleri kırınca işten çıkarıldı.

Redford sonraları pek çok tuhaf işten daha kovuldu: “Kovulmam gereken işlerden kovuldum” diye açıklıyor. “Bu işlerde sadece para kazanmak için çalışıyordum ve fark ettim ki, bunların hiç biri bana göre değildi. Ben kesinlikle iş piyasası için yaratılmamıştım.” Hemen ardından da, oyunculuk yapmak için New York’a taşındı.

8. Rowling, Uluslarası Af Örgütü’nün Londra ofisinde sekreter olarak çalışıyordu.

90

Ofis bilgisayarında hikayeler yazıyor ve Harry Potter adında genç bir büyücünün hayalini kuruyordu. İşverenleri en sonunda bu durumdan bıktılar ve kapıyı gösterdiler.

Yazmaya odaklanmaya karar verene dek geçirdiği birkaç yılda, kıdem tazminatının yardımıyla ayakta kalabildi. Kendisi bugün, tüm zamanların en meşhur kitap serisinin yazarı.

9. Baltimore’lu bir TV yapımcısı Oprah Winfrey’e, “televizyon için hiç uygun olmadığını” söyledi.

56

Oprah Winfrey, Baltimore’da WJZ-TV’deki akşam haberleri muhabirliğinden, haberleştirdiği hikayelere çok duygusal yaklaştığı gerekçesiyle kovuldu.

Yapımcısı ona televizyon haberleri için uygun olmadığını söyledi. Teselli olarak “People Are Talking” isimli gündüz programında bir rol önerdi. Program çok popüler oldu, ve Winfrey sekiz yıl boyunca devam etti.

Sonunda Winfrey, 25 sezon devam eden “The Oprah Winfrey Show”un sunucusu oldu. Forbes’a göre şu anda 3 milyar dolarlık bir servete sahip.

10. Carly Fiorina Hewlett-Packard’ın CEO’su iken kovuldu.

8723

Fortune 500 listesindeki ilk kadın yönetici olan Fiorina, 2002’de çok tartışılan, Hewlett-Packard’ın Compaq’i 25 milyar dolara satın alma kararının ve 15.000 çalışanı işten çıkarmasının akabinde, HP’den istifa etmek zorunda bırakıldı.

Geçtiğimiz mayıs ayında ABD başkanlığa adaylığı koydu ve şu anda tahminlerde Jeb Bush ve Marco Rubio gibi politikacılarla kafa kafaya gidiyor.

Ağustos ayında CNN’e şöyle dedi Fiorina: “Toplantı odasındaki bir tartışma esnasında kovuldum. Neden biliyor musunuz? Çünkü statükoya meydan okudum. Liderler böyle yapmalı. Statükoya meydan okuduğunuzda, liderlik ettiğinizde, düşman kazanırsınız. Bu yüzden çok az kişi liderlik yapar.”

11. Mark Cuban bir bilgisayar mağazasındaki tezgahtarlık işinden kovuldu. Bu, başkası için çalıştığı son iş oldu.

77

Cuban’ın mezun olduktan sonraki ilk işlerinden biri bilgisayar yazılımı satışı yapmaktı. ancak o, bir patrona itaat etmektense girişimcilikle ilgileniyordu.

İşte geçirdiği birkaç aydan sonra, 15.000 dolarlık satış yapma şansını yakaladı. Sadece patronunun iznine ihtiyacı vardı. Patronu bu satışı yapmamasını söylediğinde, Cuban gözünü karartıp satışı gerçekleştirmeye karar verdi; ve ofise döndüğünde kovulduğunu öğrendi.

Kısa bir süre sonra Cuban, Micro-Solutions’ı kurdu ve Forbes’in dediğine göre, o zamandan bugüne 3 milyar dolar kazandı.

12. Anna Wintour, ilk işi olan Harper’s Bazaar’da çaylak moda editörlüğü görevinden kovuldu.

92

Wintour kariyerine, Harper’s Bazaar dergisinde çaylak moda editörü olarak başladı. Yenilikçi çekimleriyle epey yankı uyandırdı ancak editör Tony Mazalla yaptıklarını fazla rahatsız edici buldu. 9 ay sonra işten atıldı.

Kovulmak onu asla tarzından geri döndüremedi. Moda öğrencilerine “Hepinize kovulmayı tavsiye ederim.” demesiyle bilinir!

Vogue’un şef editörü olduğunda sadece 27 yaşındaydı…

13. Wall Street’in en güçlü kadınlarından Sallie Krawcheck, Bank of America’dan 2011 yılında kovuldu.

52

Citi’den transfer ettikten iki yıl sonra Bank of America, küresel sermaye piyasası ve yatırım yönetimi departmanı başkanı Krawcheck’i işten çıkardı.

Haziran 2013’te Third Metric konferansında, işten çıkarıldığı için minnettar olduğunu söyleyecekti: ‘Kaç kişi kovulduktan sonra The Wall Street Journal’ın kapağına çıkabilir ki?’”

“Citi’den kovulmamın hemen ardından, kadın oluşumun bunda etkisi olup olmadığını sorsaydınız kesinlikle yok derdim. Şimdi ise, tam olarak emin değilim, derim.”

Krawcheck, 2013 yılında, 130 ülkede 30.000’den fazla üyesi olan 85 Broads isimli kadın örgütünü aldı ve Ellevate Network olarak adını değiştirdi.

14. Michael Bloomberg, kendi şirketini kıdem tazminatı ile kurdu. Şu anda ABD’nin en zenginlerinden biri.

37

Bloomberg, bir yatırım bankası olan Salomon Brothers’da ortaktı. 1998’de Salomon Brothers, daha sonra Citigoup’a dönüşen bir şirket tarafından satın alındı. “Bloomberg by Bloomberg” isimli otobiyografisinde belirttildiğine göre, kallavi bir kıdem tazminatı ile işten çıkarıldı.

Bu parayla Innovative Market Solutions isimli finans danışmanlığı şirketini kurdu. Daha sonra Bloomberg LP adını alan şirket, yatırımcıların doğru bilgiye kolayca ilerleyebilmesini sağladı ve 1989’da 2 milyar dolarlık bir değere sahip oldu.

Forbes’a göre, eski New York valisi bugün 38.4 milyar dolarlık bir servete sahip.

15. Julia Child reklamcılık işinden “ileri derecede itaatsizlik” yüzünden kovuldu.

9434

1930’ların başında, ev mobilyası firması olan W&J Sloane’ın Los Angeles şubesinde reklam müdürüydü. Bu pozisyona geldikten birkaç ay sonra “emre itaatsizlikten” işten çıkarıldı.

Child Paris’e taşındıktan sonra Fransız mutfağına ilgi duymaya başladı ve Cordon Bleu aşçılık okuluna kaydoldu. Çok ilgi gören “Mastering the Art of French Cooking” kitabı ile karmaşık Fransız mutfağını gündelik Amerikan mutfağına uyarladı. “The French Chef” ve “Julia Child and Company” gibi oldukça popüler yemek programları ile bir televizyon ikonu haline geldi.

16. Colonel Harland Sanders, asabiyeti yüzünden onlarca işten kovuldu.

6723

1920’lerde tekerlek satan Colonel Harland Sanders, Kentucky’de en çok satış yapan eleman oldu ancak asabiyeti yüzünden işini kaybetti.

Times’ın belirttiğine göre, 65 yaşında ilk restoranını kapatıp iflas edene kadar onlarca işten daha kovulmuştu. Restoranını kaybettikten sonra, ABD’yi bir uçtan bir uca dolaşarak tavuk kızartması satacak birilerini aradı. 1964 yılında, 74 yaşındayken, 600’den fazla şubesi olan restoran zincirindeki hissesini 2 milyon dolara bir grup yatırımcıya devretti.

17. Truman Capote, şair Robert Frost’un onurunu kırdıktan sonra The New Yorker’dan kovuldu.

7324

The New Yorker’da çalışmak için okulu bırakan Capote’un en büyük hayali, bu prestijli dergide bir yazısının yayımlanmasıydı.

İki yıl sonra, ünlü şair Robert Frost’un düzenlediği bir şiir dinletisine katıldı. Soğuk algınlığından mustarip Capote, dinletinin ortasında ayrıldı. Frost çok içerlemişti. Çalıştığı dergiyi öğrendi onu kovmalarını söyledi.

Kovulması Capote’un kariyerine zarar vermedi. Harper’s Bazaar ve Mademoiselle dergilerinde kısa öyküleri çıkmaya başladı. Birkaç yıl sonra da ilk romanını yayımladı.

18. Home Depot şirketini kurmadan önce, kurucuları Bernie Marcus ve Arthur Blank işlerinden kovulmuşlardı.

53456

Marcus ve Blank, Handy Dan isimli Güney Kaliforniyalı bir ev merkezi zincirinden kovulduktan sonra, Handy Dan’de çalışırken akıllarına gelen bir fikirden yola çıkarak kendi ev dekorasyon firmalarını kurmaya karar verdiler: Sadece indirimli ürünlerin satılacağı bir mağaza… Adını Home Depot koydular. 10 yıldan kısa bir süre içinde 100’den fazla mağaza açtılar ve 2.7 milyar dolarlık satış yaptılar.

Kendilerini kovan Handy Dan 1989’da kapandı.

19. Super Bowl’da yılın antrenörü seçilmeden önce Bill Belichick, Cleveland Browns’dan kovulmuştu.

567

2000 yılında New England Patriots’a katıldıktan sonra, takım altı kere Super Bowl’a katıldı ve dört kez kupayı kaldırdı. Ancak 1995’te ilk antrenörlük denemesinde kulüp sahibi Art Modell tarafından Cleveland Browns’dan kovulmuştu.

Belichick Ulusal futbol liginde 2003, 2007, ve 2010 sezonlarında yılın antrenörü seçildi ve lig tarihinde en uzun süre aktif olarak bu işi yapan kişi oldu. Tarihin en iyi antrenörlerinden biri olduğu düşünülüyor.

20. Lee Iacocca’nın fikirleri Ford tarafından istememişti; o da fikirlerini Chrysler’a götürdü.

6798678

Iaccoca, Ford firmasında en tepeye yükselmişti. Ancak şirketin CEO’su
ve yönetim kurulu başkanı Henry Ford Jr.’a tosladı. Birkaç hayata geçmeyen fikirden sonra, Iacocca’ya yol verildi.

Daha sonra Iaccoca, Chrysler tarafından işe alındı. Ford tarafından reddedilen Dodge karavan ve Plymouth Voyager gibi pek çok fikri Chrysler’da hayata geçirdi.

1992’ye kadar Chrysler’ın CEO’su olarak kaldı ve firmanın rekorlar kıran kar oranlarında büyük emeği oldu.

 

“Bir Fikrim Var” Diye Başlayıp Hüsranla Sonuçlanan Projelerin 8 Temel Nedeni

“Bir fikrim var” der ve projeye başlarsın. Çabalarsın, uğraşırsın ve en sonunda fikrini modellemeyi başarırsın. Bu durumda seni iki seçenek bekliyor. Ya projen beğenilir, istediğin sayıda kullanıcıya ulaşır ya da senin büyük patlama beklediğin projen, patlamış balon gibi sönmeye başlar ve fikrin başarısız olur. Peki neden başarısız olur, hiç düşündün mü? İşte başarısızlığın 8 nedeni…

1. Para bulamamak

Yaptığınız projeye para bulmak, yatırım almak en zor işlerden biridir. Ailenizden veya arkadaşlarınızdan aldığınız para sizi bir yere kadar götürecektir. O para bittiğinde, kendinize kaynak bulmalısınız. Bulamazsanız, giderleri karşılayamayacak ve hızla dibe batacaksınız.

2. Ekibinle uyum sağlayamamak

En yakın arkadaş olsanız bile bazen kurduğunuz ekiple uyum sağlayamayabiliyorsunuz. Ekibiniz dağıldıkça projeniz de dağılmaya başlıyor.

3. Ürünü yanlış zamanda piyasaya sürmek

En çok duyduğunuz başarısız projelerin nedenlerinden biridir. “Benim fikrim gelecek için” ve “Bu zamanda değerimi anlamadılar” gibi türevleri de mevcuttur.

4. Ürünün pazarlamasını yapamamak

Sizin ürününüz ne kadar harika olursa olsun, eğer ürününüzü insanlara duyurmak konusunda iyi değilseniz, bütün bir emeğiniz çöpe gidebilir. Ürününüzü pazarlamak, ürününüzü üretmek kadar önemlidir.

5. Akıl Hocası-Danışman desteği al(a)mamak

Ürünü piyasaya sürerken ve sürdükten sonra size akıl hocalığı yapabilecek, piyasayı sizden iyi bilen birilerine ihtiyacınız olur. Eğer kendinize bir “akıl hocası” bulamazsanız veya “ne gerek var ya ben zaten her şeyi biliyorum” diye düşünürseniz, projeniz patlama tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

6. İş modeli oluşturmamak

Günümüzde yatırım yapmak isteyenlerin, girişimcilere sorduğu bir soru var: “İş planınızı oluşturdunuz mu?” Cevabı “hayır” olan çoğu girişimci yatırım alamaz. İş modeli sizin ürününüzün kısaca planı gibidir. Hedef kitlenizi, gelirinizi, maliyetinizi ölçmenizde yardımcı olur. Bir çok projede iş modelini oluşturmadığından, başarısız projeler arasında yerini alıyor.

7. Yetersiz kalitede ürün

Siz belki de ürününüzün çok iyi olduğunu düşünüyorsunuzdur. Ama önemli olan sizin değil, kullanıcılarının ne düşündüğü. Kullanıcılar yetersiz diyorsa, yetersizdir.

8. İhtiyaç olmaması

En sık karşılaşılan nedendir. Sizin ürününüz uzay teknolojisiyle donatılsa bile, insanların gerçekten buna ihtiyacı yoksa, ürününüz hiçbir işe yaramaz. Artık sizin projeniz de başarısız projeler arasında yer almaya mahkumdur.

 

Bir Girişimcinin Yaşam Döngüsünde 10 Evre

1. Her zihni kurcalayan o soru: : “Nasıl yırtarım?”

Girişimci olmanın en önemli unsurlarından biri motivasyon. Elbet en büyük motivasyon da kişi oğluna fena fillah getiren, emek sömürücü sistemden yırtmak, kendi işinin patronu olmak… Tabi ki hayalinin gerçekleştiğini görmek, dünyaya küçük büyük bir şeyler bırakmak da cabası. Burada size e-kampus.com’dan “Karar Verme Teknikleri Eğitimi” almanızı öneriyoruz.

2. Aha moment: “Aha buldum”

Girişimci olmayı arzulamak güzel de… Niyetten öte bir şey lazım, iyi bir fikir. Yenilikçi, akıllıca, bir boşluğu gerçekten doldurabilecek bir şeyler şöyle. Kolay mı? Belki, akıl, yaratıcılık, cesaret bir araya gelirse, şans da elini verirse. Kimsenin göremediğini, görüp de bilemediğini belki de sen çekip çıkarırsın.

3. Tohum: Fikir burada para nerede?

İşler yolunda gidiyor, niyet ettin, fikri buldun. Peki, bu fikre başkaları da destek olacak mı bakalım? Aile, arkadaşlar,aptallar, krediler, melek yatırımcılar, hibeler… Pek çok kişinin asla aşamadığı bu devreyi aşabilirseniz, hayalinizi vücuda erdirmeye bir adım daha yaklaştın demektir.

4. Toplansın ekip açılsın dükkan: Start-Up

Ekiplerin en kralı, fikirlerin en iyisi ve yüksek ihtimalle minicik bir sermaye ve agresif hedeflerle çıktınız yola. İşte boyunun ölçüsünü alma zamanı. Bakalım pazar sizin ürününüzü ne kadar hevesle bekliyor? Tam da burada “Liderlik Eğitimi” alabilirsiniz.

5. Gelsin paralar: Büyüme

Ülkemizde kurulan her üç işletmeden biri ilk beş yılda kapıya kilidi vuruyor. Umarım pazar büyük bir açlıkla sizin ürününüzü bekliyordur. Eğer durum buysa sakın gevşeyip kendinizi koyuvermeyin. Gözünüz her daim pazarın talepleri ve attığınız her adımı takip eden rakiplerinizin hamlelerinde olmalı. “Muhasebe Eğitimi” tam sizlik

6. Yayılsın dükkanlar: Genişleme

Büyümen yavaşlamaya başlıyor artık yeni pazarlar, farklı sektörleri hedeflemeli, büyümenin hızını kesmemelisin.

7. Ay bana bir ağırlık çöktü: Olgunluk

Olgunluk dönemi, kurumsallaşan şirketlerin hantallığı senin de üstüne çökmeye başladı. Yöneticiler, ekipler, organizasyon sorunları. Küçük devine gururla bakarken, start-up günlerini mi özlüyorsun ne? Burada “Etkili Zaman Yönetimi” çok önemli..

8. Beklenen an: Exit

Beklenen an geldi çattı. Bir dünya devi kapını çaldı. Ülkemizde görmeye çok alışık olmasak da… Şimdilik çanlar senin için çalıyor. Exit için doğru zamanda mısın?

9. Bas bas paraları Leyla’ya

 

10. Yine zihni kurcalayan o soru: “Nasıl yırtarım?”

Aslında her daim baştaki sorumuz baki “Nasıl yırtarım?”. Belki de artık yatırımcı olarak, yeni girişimcilerle birlikte nasıl yırtılacağını bulmak için yeniden koyulacaksın yola.

Yukarı Çık