kariyer,eğitim,sertifika

Tag archive

online eğitim

Takdir Etmek Bu Kadar Zor mu?

Kendinizi bazen takdir edilme ihtiyacı içerisinde bulduğunuz oluyor mu? Siz elinizden gelenin en iyisini yaptığınız ve harika işler çıkardığınız halde? İç referansı yüksek biri olarak, yani kendi iç tatminimi bir işi iyi yapmakta öncelik almama rağmen, zaman zaman bunun yeterli olmadığını görüyor ve hissediyorum. Zira her insan gibi benim de, başkaları tarafından da motive edilmeye ihtiyacım var. İşyerime bağlılığımı kaybetmemde takdir etme alışkanlığı olmayan ve sürekli hatalara odaklanan yöneticilerle çalışmış olmanın etkisini de göz ardı edemem.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Oysa hiçbir maliyeti olmayan ve çalışan üzerinde son derece olumlu etki yaratan bu eylemi maalesef birçok yönetici ihmal ediyor. Sanırım buradaki en büyük etkenlerden biri çocukluk öğretilerimiz. Ben kırkbeş yaşındayım ve çocuğunu takdir etmenin onu şımartacağı anlayışıyla yetiştirilmiş biriyim. Hatta üniversiteyi kazandığımda rahmetli babam, çığlıklarım karşısında bir sakin ol, herhalde kazanacaksın demişti. Bu söylemin moralimi ne denli bozduğunu tahmin edersiniz. Oysa babam bunu beni motive etmek için söylemişti. Benzer şeyler iş hayatında da olmuyor mu? Harika işler çıkarıp heyecanla yöneticinizin yanına gidip, bu iş oldu dediğinizde sen zaten yaparsın dendiği…

Peki sizce takdir etmeye ne engel oluyor?

Benim saptadığım birkaç maddeden bahsetmek istiyorum.

Takdir etmenin öneminin farkında olmama: Yöneticiniz takdir etmenin kişide yaratacağı etkinin farkında olmayabilir. Bizi takdir eden mi vardı mantığıyla kendi başına gelen yanlış örnekleri doğru kabul ediyordur. Bu durumda bunu talep edin. Danışmanlık yaptığım bir projede şirketin genel müdürüne aynen şunu söyledim. Yaptığımız işlerden memnun olduğunuzu düşünüyorum. Doğru mu? Evet.

Peki, o halde beni neden hiç takdir etmiyorsunuz? Ama siz danışmansınız. Bu zaten böyle olmalı değil mi diye sordu. Elbette, ama sizce böyle olmadığı durumlar da olabilir değil mi? Elbette. O halde beni projeyle ilgili heyecanımı kaybetmemem için takdir eder misiniz? Hem şaşırdı, hem de hoşuna gitti. Ve ardından çok şık bir cümleyle takdir etti. Bazen kişiler, bunun öneminin ve karşısında yaratacağı olumlu etkinin farkında olmadıkları için sizi takdir etmezler. Takdiri, talep edin.
Nasıl takdir edeceğini bilmeme: Kendimce Facebook’ta bir deney yaptım. Hayatımda kritik rol oynayan otuz beş arkadaşıma takdir ve teşekkür içeren mesaj metni yazdım. Bir süre sonra da kendi takdir ihtiyacımdan bahsederek onlardan beni takdir etmelerini istedim. Bilin bakalım sonuç ne oldu? Toplam altı kişi… Bu, arkadaşlarımın beni takdir etmediği anlamına gelmiyordu. Sadece nasıl ifade edeceklerini bilemediler. İfade etme güçlüğü bence genel bir gelişim alanı. Siz ne dersiniz?


Kendini kıyaslama yanılgısı: Yetenek Yönetimi konusunda bu blogta yazılmış en muhalefet yazılardan biri olan Ya yetenek değilseniz yazıma atıfta bulunarak kişinin diğerini takdir etme konusundaki en büyük engelinin kendisini başkalarıyla kıyaslamak gibi bir yanılgıya düşmesi olduğunu düşünüyorum. Yarış tadında yaşanan bir iş hayatı içerisinde o benden daha iyiyse, ben kötüyüm demektir çarpık eşleşmesinin olması sizce de normal değil mi? Oysa yaşam bir yarış değil, bir maratondur. Ve bence hepimiz eşsiz becerilerle donanımlı şekilde dünyaya gelmişiz. Kıyaslama mantığı sizde anlamsız bir kıskançlık duygusu yaratır ve maalesef kendinizi de takdir etmeyeceğinizin sinyali olabilir. Kendinizdeki cevherleri rahatça keşfedip, onları yaşama geçirdiğinizde başkalarını takdir etmenin de ne denli kolay olacağını göreceksiniz. Sizi temin ederim. Başkalarının başarısı sizi daha az başarılı yapmaz. Size sadece daha iyisi için bir yol haritası verir. Tabi siz isterseniz…


Hatalara odaklanma alışkanlığı ve anlamsız mükemmeliyetçilik: Birlikte bir iş çıkardıktan sonra yöneticiniz iyi yaptığınız şeyleri gözardı ederek hatalara mı odaklanıyor? Eveeet dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu, yöneticinizin güçlü yönleri görme becerisinin henüz gelişmediği anlamına geliyor olabilir. Mükemmeliyetçi kişilerin kendilerini de takdir etmekte çok zorlandıkları ve sürekli bir iç eleştirmenle yaşadıklarını söylemek mümkün. İçten içe sürekli kendi hatalarına da odaklanan kişilerin başkalarını takdir etmesini beklemek ne kadar mümkün olur sizce? İşte tam da bu yüzden önce onları takdir ederek başlamanızı öneririm. Israrla şunu sorun ona. Peki neyi iyi yaptık?
Takdir etmek bence bir dünya görüşü, kazanılır bir alışkanlık ve bir beceri… Mutluluğa ve mutlu etmeye açılan kolay bir kapı. Bu kapıyı açmak ve girmek elimizde. Büyük usta Da Vinci’nin dediği gibi kimse sadece bir mermer değil ve maharet içindeki meleği ortaya çıkarmakta…

Harvard Business Review

İş Yaşamının Olmazsa Olmazı “Deadline” Teriminin Muhtemelen Bilmediğiniz Acıklı Hikayesi

“Deadline”. Dead-line.

Sözcüğün gerçekten de “ölüm çizgisi”nden geldiğini biliyor muydunuz? Etimolojik araştırmalar eşliğinde sizlere anlatacağımız bu hikaye biraz trajik.

“Deadline” sözcüğü aslında, sözlük anlamına gayet uygun düşen bir savaş terimi.

Etimologlara göre ilk olarak Amerikan iç savaşı sırasında kullanılmış (1861 – 1865). Yazar Christine Ammer, bu terimin ilk kez, zamanının cehennemi olarak bilinen korkunç esir kampı Andersonville’de General D.T. Chandler’a ait 5 Temmuz 1864 tarihli raporda geçtiğini belirtiyor.

General, esir kampının dehşet verici koşullarını şöyle anlatıyor:

Savaş esirleri 15 feet yükseklikte, 8 inçlik bir çapta ve yerin altına 5 feet kadar gömülmüş, odundan derme çatma hücrelere hapsediliyor. Hücreleri içeriden çerçeveleyen korkulukların hemen ötesi “ölüm çizgisi”; esirlerin bu sınırın dışına çıkmasına izin yok. Esirler bu 6 sq feet kadarlık alanda yaşamak zorunda.

Bir başka rapor ise yine aynı esir kampından, yüzbaşı Walter Bowie’ye ait (1864).

Hücrelerin içinde belirlenmiş bir ölüm çizgisi var. Hiçbir esirin bu sınırları ne gece, ne de gündüz geçmesine izin yok; eğer geçerlerse, cezası vurularak öldürülmek.

Andersonville’de başlayan ölüm çizgisi uygulaması, hızla yayılmaya başlıyor.

Ardı arkası kesilmeyen raporlara göre terim ve uygulama giderek yaygınlaşarak hemen hemen tüm hapishane ve esir kamplarına sirayet ediyor.

 

 

 

 

 

Rock Island’daki Union hapishanesinden bir diğer rapor:

Onu ilk gördüğümde, kömür deposunun arkasındaydı. Önce kimi gördüğümü anlamadım ve bir anlığına gözden kaçırdım. Sonra hendeklerden geçerek kaçmaya çalıştığını gördüm. Dikenli tellere yakın bir yerde yanına kadar gidip ateş ederek öldürdüm. 13 nolu barakaların orada hendeğe attım.

Peki bu ürkütücü kavram iş yaşamına nasıl giriyor?

Gazetecilik ile.

Araştırmacı David Merline şu bulguya ulaşmış: Gazeteler kavramı çabuk içselleştiriyor ve baskıda geçilemeyecek okunaklılık sınırı olarak kullanmaya başlıyor.

Ardından terim genel olarak matbaaların tamamında yayılıyor.

Ancak ilk kullanımı teslim tarihinden ziyade, baskının nasıl yapılandırılacağını ve hangi sınırların geçilemeyeceğini tarif ediyor. Terimi teslim tarihi için de kullanmak ise elbette hızlıca kendine yer buluyor.

1900’lü yıllara gelindiğinde ise terim, geçmemek gereken tüm sınırlarla beraber, terminler için de yaygın olarak kullanılmaya başlıyor.

1920’lere gelindiğinde, artık “zaman kısıtlaması” kavramıyla eş anlamlı hale gelecek kadar yaygınlaşıyor.

Deadline günümüzde iş yaşamının bir nevi ölüm çizgisi.

Çünkü işi / müşteriyi geri dönüşsüz olarak kaybedebilmek riskini barındırıyor. Hikayesi oldukça acıklı ve rahatsız edici olan terimi hayatlarımızın orta yerine yerleştiren gazetecilere selamlarımızla…

Kaynak: Onedio.com

Snapchat Artık Twitter’dan Daha Büyük

Snapchat, hızla büyüyen kullanıcı sayısıyla artık Twitter’dan daha büyük bir sosyal medya servisi haline geldi.

Kısa sürede hızla büyüyen Snapchat artık Twitter’dan daha çok kullanıcıya sahip. Son altı ayda 40 milyon günlük aktif yeni kullanıcı kazanan Snapchat böylece 150 milyon kişilik günlük aktif kullanıcısıyla 140 milyon günlük aktif kullanıcıya sahip Twitter’ı geçmiş oldu.

Snapchat aslında hızlıca silinen fotoğraf konseptiyle gençlerin büyük ilgisini çekerek hayatına başladı ancak kullanıcıların günlük hayatlarını fotoğraflar vasıtasıyla öyküleştirebildikleri yeni formatıyla büyümesi ivme kazandı.

Facebook’un 3 milyar dolarlık teklifini geri çevirmişti

Facebook’un 2013 yılı sonunda verdiği 3 milyar dolarlık satın alma teklifini reddeden uygulamanın kurucusu Evan Spiegel’in doğru kararı vermiş olduğu da hızla yükselen kullanıcı sayısıyla anlaşılıyor.

Fotoğraf odaklı sosyal medya uygulamasının bu hızlı yükselişi reklam verenlerin de dikkatini çekiyor. Günde üç milyara yakın videonun seyredildiği uygulamadaki 150 milyon aktif kullanıcı aynı zamanda reklam verenlerin de hedefinde bulunuyor.

Kullanıcı yaş ortalaması 13-15 arasında yoğunlaşan uygulama gençleri hedefleyen markaların ve reklam kampanyalarının odağı olmuş durumda.

Bu ilgiden en çok rahatsız olan kişi ise, bir zamanlar gençlerin elinden düşürmediği Twitter’a bugün reklam bulmakta zorlanan Jack Dorsey olmalı.

TechInside

Mezun olalı çok oldu, neden hala iş arıyorum?

Uzun zamandır iş arıyorsunuz. Üniversiteden yeni mezun olmuş da değilsiniz ancak aradığınız işi bir türlü bulamıyorsunuz. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun farkındasınız. Peki, yapılabilecek en azından ufak birkaç ayrıntı yok mu?

issizinsan6363

İş aranılarak geçirilen dönemin zorlukları, yarattığı moral bozuklukları elbette birçok insan için aynı. Her şeyin üst üste geldiğini düşündüğünüz bu süreçte gördüğünüz her iş ilanına başvuruda bulunmak ve telefonu yanından ayırmayarak mülakat daveti için aranmayı beklemek iş arayışı uzun süren birçok kişi tarafından yaşanıyor. Peki, uzun zamandır iş arıyorsunuz ancak neden bulamıyorsunuz? Bunun pek çok farklı nedeni olabilir, piyasa şartları, eğitim ve deneyim, sektörünüzün zorlukları…

Peki okuldan mezun olduğunuz halde uzun zamandır iş bulamıyorsanız neler yapabilirsiniz? İşte, aktif olarak iş aradığı halde iş bulamayanların dikkat etmesi gereken 7 önemli nokta:

CV’nizi güncellemekle işe başlayın

Eğer uzun zamandır işsizseniz ve sık sık iş başvurusunda bulunduğunuz halde mülakat daveti almıyorsanız CV’nizi mutlaka gözden geçirin. CV’nizi sık sık güncellemeye özen gösterin ve her yeni yetkinliğinizi CV’nize eklemeyi ihmal etmeyin. Eğitiminizden yetkinliklerinize, tecrübelerinizden iletişim bilgilerinize dek tüm bilgilerinizi CV’nize doğru ve güncel yazdığınızdan emin olun.

Her ilana başvurmayın

İş arayışınızın uzun olması nedeniyle panik olarak her iş alanında başvuruda bulunmayın. Çünkü işverenler pozisyonla ilgisiz olduğunu düşündükleri adayları sürecin başında eleyecektir. Bu durum da sizin çok başvuru yaptığınız halde daha uzun süre iş aramanıza neden olabilir. Bu nedenle “İş başvurusu yapmak istediğiniz ilandaki aranılan özellikler ile sizin CV’niz örtüşüyor mu?” ayrıntısına mutlaka dikkat edin.

Maaş beklentinizi gözden geçirin

Kariyeriniz için uygun olan, CV’nizde fark yaratacak ve deneyimlerinizi artıracak iş fırsatları için zaman zaman maaş beklentinizi gözden geçirin. Bu konuda yeni mezunların aynı iş karşılığında aldığı maaşları kısacası piyasa şartlarını öncelikli olarak inceleyin. Mezun olduğunuz bölümle ilgili iş tecrübeniz fazla değilken belki de yüksek maaş beklentisine girmiş olabileceğinizi unutmayın. Bu nedenle kariyer haritanızı çizerken size sunulan iş fırsatlarını derinlemesine değerlendirin ve seçimlerinizi buna göre yapın. Bu durum, çok az paraya çalışın anlamına gelmemekle birlikte uzun vadede şirketin size katacaklarını da aklınızdan çıkarmayın.

Gönüllü çalışmalarda bulunun

Eğer üniversiteden mezun olalı çok olduysa ancak halen deneyiminiz yoksa gönüllü çalışmalarla CV’nizi güçlendirebilirsiniz. Pek çok İnsan Kaynakları uzmanı, gönüllü çalışmalarda bulunmanın adayların hem vakitlerini anlamlı bir şekilde değerlendirdiği anlamına geldiğini hem sorumluluk almayı öğrettiğini hem de gönüllü çalışmanın kişisel marka algısını geliştirdiğini belirtiyor.

YUKSELMEK3333

Ön yazınıza özen gösterin

“Bu iş ilanı tam da bana göre” dediğiniz ve iş başvurusu yapmak istediğiniz ilanlarda ön yazı yazmayı alışkanlık haline getirin ve başvuracağınız firmaya özel ön yazı yazın. Ön yazınızı oluştururken o pozisyona neden uygun olduğunuzu, neden sizi almaları gerektiğini düzgün ifadelerle belirtin.

Yeni şeyler öğrenmeye devam edin

İşsiz olmanın getirdiği yılgınlıkla zamanınızın boşa akıp geçmesine izin vermeyin. Çalışmak istediğiniz alana ait iş ilanlarında adaylarda hangi özellikler aranıyor? Hangi kriterler ağır basıyor? Buna dikkat ederek CV’nizde eksik gördüğünüz alanları doldurmaya ve kendinizi sürekli olarak geliştirmeye dikkat edin. Boş vaktinizi düzgün değerlendirerek eksikliğini hissettiğiniz alanları, kurslarla ve sertifika programlarıyla tamamlayın.

İş alanındaki çevrenizi geliştirin

Aynı mesleğe sahip olduğunuz ya da bulunmak istediğiniz sektörlerdeki insanlarla daha çok iletişime geçin. Bugünün deyimiyle “Network’ünüzü genişletin” ve bu durumun yalnızca sosyal hayatınızı değil kariyerinize de etki edebileceğinizi unutmayın. İlerlemek istediğiniz alandaki insanların bulunduğu seminerleri, konferansları, topluluk etkinliklerini kaçırmayın.

Sevilen Bir Yönetici Olmanın 10 Yolu

Eskinin o asık suratlı, mesafeli, keskin kuralları olan yöneticileri artık çok eskilerde kaldı. Y Kuşağının çalışma hayatına girmesiyle yöneticilere olan bakış da beklenti de değişti. İş yerinde hem huzuru ve uyumu yakalamak hem de başarıya ve hedeflere ulaşmak için çalışanlar kadar yöneticilerin de kendilerini yenilemesi, çalışanlarla olan iletişimlerine dikkat etmesi gerekiyor.

Bir ekibin başarıya ulaşması için huzurlu ve uyumlu bir çalışma ortamına sahip olması gerekiyor. Ancak bunun için çalışanlar kadar yöneticilere de görev düşüyor. Hedefe giden yolda çalışanlar nasıl bir yönetici ile yürümek istiyor? Yöneticilerin nelere dikkat etmesi gerekiyor?

İşte sevilen bir yönetici olmanın 10 yolu:

Uyumlu çalışma ortamını koruyun

Başarılı bir iş hayatının temelinde huzurlu ve uyumlu çalışma ortamı yer alır. Ekibinizde yer alan bazı çalışanlarınızdan memnun olmayabilirsiniz ancak ekibinizdeki tüm çalışanlara eşit mesafede olmaya özen göstermelisiniz. Problem yaşadığınız çalışanlarınızla olan iletişiminizde aşağılama, dışlama gibi davranışlardan kaçının. Problem yaşadığınız çalışanlarla herkesin gözü önünde tartışmanın ekibinizdeki uyumun bozulmasına neden olabileceğini unutmayın.

İletişime açık olun

Birçok çalışan yöneticisiyle açık bir iletişim kurmayı ister. Çalışanlarınız için iyi bir dinleyici olmaya gayret gösterin. Onlarla konuşurken göz teması kurun ve hem işlerinin hem de hayatlarının arada bir nasıl gittiğini sorun. Onları önemsediğinizi belli edin.

Ekibinizin arkasında olun

Hiçbir iş yeri her zaman güllük gülistanlık değildir. Başarılı ve sevilen yönetici olmanın bir diğer sırrı da ekibini koruyup kollayabilmekte yatıyor. Çalışanlarınızın başarısızlıklarında da onların arkasında durun. Yapılan hatayı ekibinizin üstüne atmak yerine sorunun temeline inerek çözüm getirmeye çalışın.

Destek verin

Yöneticisinden destek gören çalışanın yöneticisine karşı duyduğu sadakat ve iyi niyet artar. Bu nedenle çalışanlarınıza gerçekten ihtiyaç duyduğu desteği verin. Bunu birçok farklı şekilde yapabilirsiniz. Örneğin, çalışanlarınızın ihtiyaçları doğrultusunda onlara ekipman desteği, herhangi bir sıkıntıları karşısında duygusal destek ya da iş ve özel hayat arasındaki denge konusunda da daha esnek davranarak destek verebilirsiniz.

Ufak hataları görmezden gelin

Çalışanlarınızın yaptığı hatalara büyük tepkiler vermemeye gayret edin. Eğer bu hatalar düzeltilebilir hatalar ise çalışanlarınıza doğru yolu göstererek hatalarını düzeltme şansı tanıyın. Ufak, önemsiz hataları ise görmezden gelmeyi öğrenin. Yapılan her hatayı yüze vurmak kişinin motivasyonunu ve öz güvenini etkiler. Çalışanlarınıza karşı ölçülü ve hoşgörülü olmaya özen gösterin.

Saygı gösterin

Çalışanlarınıza yaptıkları işlerin yanı sıra birey olarak da saygı duyun. Saygının çok basit ancak çok güçlü bir motivasyon aracı olduğunu, saygı yoksunluğunun ise tam tersi bir etkiye sahip olduğunu unutmayın. Çalışanlarınızın sırf siz onlara inandığınız ve saygı duyduğunuz için bile başarılı olmaya çalıştığının farkında olun.

Takdir edin

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki çalışanların büyük çoğunluğu, yöneticisinin çalışmalarını takdir etmesini istiyor. İyi yöneticilerin amacı sadece firmanın belirlediği hedeflere ulaşmasını sağlamak, şirketin büyümesine katkıda bulunmak değildir. Yöneticinin ekip üyelerinin çalışmalarını takip etmesi ve teşekkür etmesi, onlarda hem motivasyon hem de başarabilmiş olma hissini sağlaması da diğer amaçlar kadar önemlidir.

Büyük resmi gösterin

Çalışanlarınızdan ne beklediğinizi, nasıl bir çalışma istediğinizi onlara net olarak anlatın ve onların büyük resmi görmelerini sağlayın. Yaptıkları işin neye hizmet ettiğini, hangi amaca yönelik yapıldığını anlamaları için açık ve net olun.

Gelişime olanak tanıyın

Çalışanlarınızın kendilerini geliştirmelerine olanak tanıyın ve bunun için sürekli bir öğrenme ortamı oluşturun. Ancak bu sürece kendinizi de eklemeyi unutmayın. Hem bireysel hedeflere hem de şirket tarafından belirlenen hedeflere ulaşmak için yeni yöntemler denemekten ve çalışanlarınıza kulak vermekten çekinmeyin. Yeni ve yenilikçi fikirleri hem önemseyin hem de ödüllendirin.

Yol gösterin

Çalışanlarınıza deyim yerindeyse profesyonel rehberlik hizmeti verin. İyi bir yönetici ve lider aynı zamanda çalışanlarının akıl hocasıdır da. Çalışanlarınızın şirket içindeki kariyer gelişimlerine destek olun ve onlara günlük iş süreçlerinde tıkandıklarında ya da yorulduklarında yol gösterin.

Fransa’daki Çalışanlara, İşverenlerin Mesai Dışında E-posta Göndermesi Yasaklanıyor

Yeni tasarı, işe bağlı oluşabilen fiziki ve psikolojik yorgunluğun önüne geçmeyi amaçlıyor.

Hafta sonlarınızda ya da diğer tüm tatillerinizde e-postanızı kontrol ediyor musunuz?

İş kanunu reformlarının bir parçası olarak, Fransa’da yürütülen çalışma dahilinde, şirketlerin çalışanlarına kaliteli çalışma ortamı sağlamaları yönünde “çevrimdışı kalma hakkı” için yeni politikalar izlemeleri bekleniyor.

Hazırlanan kanun tasarısına göre, 50 ya da daha fazla çalışanı olan şirketlerin, eve iş götürülmemesi adına “dijital teknoloji” politikalarını çalışanların özel hayatlarını ihlal etmeyecek şekilde düzenlemeleri bekleniyor.

BBC’ye göre, bunun da, çalışanların e-posta alışverişinde bulunmayacakları saatlerin belirtilerek yapılması isteniyor.

Huffington Post‘un haberi şöyle devam ediyor:

Fransız Millet Meclisinden Benoit Hamon, BBC’ye verdiği demeçte; “Tüm araştırmalar, daha önceki zamanlara göre, günümüzde çok fazla iş bazlı stres bulunduğunu gösteriyor ve bu istikrarlı devam ediyor” açıklamasında bulunmuş ve eklemiş “Çalışanlar fiziki olarak iş ortamından çıkıyorlar ancak işten ayrılmıyorlar. Bir tür elektronik tasma var boyunlarında. Metinler, mesajlar, e-postalar hep birlikte onları çöküntüye götürürcesine peşlerini bırakmıyor.”

İş kaynaklı bunalım/çöküntü, Fransız hükümeti için gün geçtikçe ciddileşen bir gündem konusu. Şubat ayında, Fransız Sağlık Bakanı Marisol Touraine bu gündemi detaylandırabilmek için bir çalışma grubu oluşturdu.

Nisan ayında French daily Les Echos’da paylaşılan bir makaleye göre, ulusun çalışma gücünün yaklaşık 10’da 1’i bu çöküntünün tehdidi altında.

Kanun tasarısının 25 hükmü şu şekilde:

Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, doğru yönetilmez ya da düzenlenmezse, çalışanların sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratabilir.

“Bunların içinde işin getirdiği ve ayrıca gelen bilişimsel kaynaklı yükle birlikte, özel hayatla iş hayatı arasındaki sınırın saydamlaşması, dijital teknoloji kullanımıyla ortaya çıkabilecek risklerdir.”

The New Yorker’dan Laura Collins konuyla ilgili makalesinde şunları yazmış:

Çevrimdışı kalma hakkı bir zorunluluk değildir. Kişinin sürekli tetikte olması gerekmediğini, her an üretici girişimlerde bulunmasının şart olmadığını, dünyanın bir şekilde dönmeye devam ettiğini fark edebilmek adına ve biraz olsun rahat nefes alabilmek için bir fırsattır.”

Bazılarına göreyse bu çalışmanın nihayetleneceği beklenmiyor.

 

Dijital teknolojinin iş ve özel hayat dengesine etkilerini konu alan bir proje yürüten Birleşik Krallık merkezli Digital Brain Switch şirketinin araştırmacısı Jon Whittle, The Washington Post’a bazı çalışanların tatil sonrası ya da bir sonraki sabah yığınla e-postayla karşılaşabilecekleri gerçeğinin daha da yorucu olabileceğini vurgulamış.

Whittle, “Bana kalırsa, işe bağlı yaşam kalitesi, mesai dışı e-posta alışverişini durdurmaktan daha büyük bir konu. E-posta sadece bir iletişim aracı. Asıl sorun sürekli daha fazla iş yapma ve rakiplerden daha iyi iş çıkarma kültürü” diyor.

Fransa Başbakanı Manuel Valls ise, “Bu tasarının kabul görmesi ve uygulanması benim görevimdir” açıklamasında bulundu.

IQ vs. EQ: Duygusal Zekası Yüksek Insanların Özellikleri

Duygusal zeka kavramı; ilk ortaya çıktığı zaman, ortalama IQ’ya sahip insanların yüksek IQ’ya sahip insanlara göre neden daha başarılı olduklarını bize açıklamıştı. Bu olağan dışılık IQ’nun başarının temeli olduğu konusundaki inancı da sarsmıştır.

Duygusal zekası yüksek insanların özellikleri konusunda yapılan araştırmalar, bu kişilerin iş hayatında başarılı olduğunu göstermiştir. Başarılı insanların %90’ınında duygusal zekanın yüksek olması bu bağlantıyı bize açıklıyor.

Duygusal zeka bizler için çok da somut olmayan bir kavram. Davranışlarımızı nasıl yönettiğimizi, sosyal zorluklarla nasıl başa çıktığımızı ve olumlu sonuçlara ulaşmak için ne tarz kararlar verdiğimizi duygusal zeka (EQ) belirliyor.

EQ oldukça önemli olmasına rağmen, ölçümü ve geliştirilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda işler zorlaşıyor. EQ’yu ölçmek için bilimsel olarak kanıtlanmış testler var, ancak bunlar çok pahalı. Peki EQ’su yüksek olan insanların özellikleri nelerdir?

1. Duygular konusunda güçlü bir sözcük dağarcıkları vardır.

b1

Bütün insanlar duyguları deneyimlerler ancak çok azının onları olduğu gibi tanımlama yeteneği vardır. Yapılan bir araştırma insanların sadece %36’sının bunu yapabildiğini ortaya koyuyor ve bu büyük bir problem, çünkü duyguları tanımlayamamak çoğunlukla yanlış anlaşılmaya, mantıklı olmayan kararlara ve kişiye zarar veren durumlara yol açıyor.

Yüksek duygusal zekalı insanlar genelde duygularını tanıma konusunda çok iyidirler, çünkü onları anlayabilirler ve geniş bir sözcük dağarcığı ile onları tanımlayabilirler. Çoğu insan kendini sadece “kötü” hissettiğini söyleyerek tanımlarken, yüksek duygusal zekalı insanlar kendilerini öfkeli, sinirli, haksızlığa uğramış ya da endişeli olarak karşı tarafa aktarabilirler. Sözcük seçiminde spesifik oldukça, duygularınızı anlama, nedenlerini bulma ve neler yapabileceğiniz konusunda daha iyi sezgilerimiz olmaktadır.

2. İnsanlar konusunda meraklıdırlar.

b2

İçe dönük ya da dışa dönük olmanız fark etmeksizin, duygusal zekası yüksek olan insanlar etrafındaki herkes konusunda meraklıdırlar. Bu merak empatinin bir ürünüdür ve empati de yüksek EQ’lu insanların en önemli özelliklerinden biridir.

3. Değişimleri kabul ederler.

Duygusal zekalı insanlar uyum sağlam konusunda esnektirler. Değişim konusundaki korkunun harekete geçmeyi önleyici, başarı ve mutluluk içinse bir tehdit olduğunu bilirler. Onlar değişimi ararlar ve bu değişimler için bir plan oluştururlar.

4. Güçlü ve zayıf taraflarını bilirler.

Duygusal zekaya sahip insanlar yalnızca duyguları anlamazlar, ne konuda iyi olduklarını ve ne konuda kötü olduklarını bilirler. İplerin kimin elinde olduğunu ve başarı için nasıl bir çevrede olması gerektiklerini bilirler. Yüksek bir EQ (duygusal zeka)ya sahip olmak, güçlü taraflarını bilmek ve onları kendi avantajın için kullanmak demek olduğu kadar, zayıflıklarını da tanıyarak kişinin kendisini başarı yolunda nasıl etkilediğini bilmek anlamına gelir.

5. Karakter analizi konusunda iyidirler.

Duygusal zeka; sosyal farkındalık yani diğer insanları tanıma, onların hakkında bir şeyler bilme ve onların ne yapacaklarını anlama ile yakından alakalıdır. Zaman içinde, bu yetenek sizi iyi bir karakter analisti yapar. İnsanlar sizin için artık gizemli değildir. Onların karakterlerini, değerlerini ve hatta madalyonun öteki yüzündeki insanı bile görebilirsiniz.

6. Çoğu şey onları incitemez.

Duygusal zekası yüksek olan insanlar aynı zamanda kendine güvenen ve açık fikirli insanlardır. Kendi kendilerine eğlenebilirler ve insanların onlarla ilgili şakalarına gülebilirler, çünkü kendi zayıflıklarına ve olumsuz yönlerine aşikar oldukları için, bunları espri konusu yapabilirler.

7. Kendilerine ve başkalarına hayır demeyi bilirler.

Duygusal zekalı insanlar kendilerini kontrol etmeyi bilirler. Dürtüsel davranmaktan kaçınırlar ve anında istedikleri olsun istemezler*. Kaliforniya Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmaya göre, hayır deme konusunda zorlanan insanların daha fazla stres, tükenme ve hatta depresyona maruz kaldıkları bulundu. “Hayır.” kullanmaktan korkmamanız gereken güçlü bir sözcük. Hayır demeye gelindiği zaman, duygusal zekası yüksek olan insanlar “yapabileceğimi düşünmüyorum” ya da “ emin değilim” gibi sözcük kalıplarını kullanmaktan kaçınırlar. Hayır demek sizin kendinizi adadığınız şeyleri tamamlamanız için bir fırsattır.

8. Hata yapma konusunda rahattırlar.

Duygusal zekası yüksek olan insanlar kendilerini hatalardan uzak tutarlar, fakat onları da unutmazlar. Hataları güvenli bir uzaklıkta tutarak, başarılı bir gelecek için uyum sağlarlar. Bu biraz da hatalarınızı hatırlamak ve onlara takılı kalmak arasındaki ince çizgide dikkatlice yürümek gibidir. Hatalarınıza çok fazla takılı kalırsanız, kaygı ve utanç yaşarsınız; fakat onları unutmak da yine bu hataları tekrarlamanıza yol açar. Hatalarınızı sizi güçlü kılan şeylere dönüştürmek için anahtar nokta onlara takılı kalmak ve unutmak arasındaki dengedir.

 

9. Karşılıksız olarak bir şeyleri yaparlar.

Birisi size karşılığında hiçbir şey beklemeden bir iyilik yaptığı zaman, bu sizin üzerinizde güçlü bir etki yaratır. Duygusal zekası yüksek olan insanlar bağları güçlü olan ilişkiler kurarlar, çünkü onlar başkalarının onlara ne katkı sağlayacağını düşünmeden iyilik yapabilen insanlardır.

10. Kin tutmazlar.

b10

Kini beraberinde getiren negatif duygular aslında stresin bir işaretidir. Bedeninizi ‘kaç ya da savaş’(fight or flight response) durumuna geçiren bir olayı düşünün, hayatta kalma mekanizmalarınız bir tehditle yüzleştiğinizde sizi savaşmanız ya da kaçmanız için zorlar. Tehdit çok yakında olduğu zaman, bu tepkiler hayatta kalmanız için önemlidir, fakat modern hayatta bu mekanizmalarınız biraz da eskide kalmıştır ve bu stres durumu sağlığınızı bile kötü etkileyecek boyuttadır. Emory Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada stresin yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır. Kin tutmak aslında stresli olduğunuz anlamına gelir ve duygusal zekası yüksek olan insanlar stresin aslında ne kadar zararlı olduğunu bilirler. Kin tutmamak hem sizi iyi hissettirecek, hem de sağlığınızı daha iyi yapacaktır.

11. Zararlı insanları değiştirebilirler.

Zorlu insanlarla uğraşmak yorucu ve beyhude bir çabadır, fakat yüksek-EQ’lu insanlar bu tarz insanlarla etkileşimlerini kontrol edebilirler. Böyle bir insanla yüzleşmeleri gerektiğinde duruma mantıklı yaklaşırlar. Duygularının farkındadırlar, ve öfke ya da hayal kırıklıklarının karışıklık yaratmasına izin vermezler. Zor insanların dayandıkları noktaların farkındadırlar ve çözüm bulup ortak bir noktada bu insanlarla uzlaşabilirler.

12. Mükemmeli aramazlar.

Duygusal zekası yüksek olan insanlar mükemmeli hedef olarak koymazlar çünkü böyle bir şeyin olmadığını bilirler. İnsanlık, doğası gereği hata yapar. Mükemmellik sizin için asıl amaç olduğu zaman, sürekli sizi yaptığınız işi bırakmaya zorlayacak ya da sizi aşağıya çekecek bir hata bulacaksınızdır. Yaptığınız hatalar konusunda ve onlar yerine ne yapacağınız konusunda zaman harcamayı bırakıp, farklı davranın ve gelecekte neleri değiştirebileceğinizi, neleri başardığınızı ve neler yapacağınızı düşünün.

13. Sahip olduklarına değer verirler.

Minnettar olduğunuz şeyleri düşünmek stresinizi azaltan etmenlerden biridir. Kaliforniya Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmada, minnettarlık duyan ve duyulan insanların duygu durumlarının, enerjilerinin ve fiziksel hallerinin geliştiği görülmüş. Düşük kortizol düzeyinin bunda etkili olduğu düşünülüyor.

14. Kendi başlarına kalabilirler.

Günümüz dünyasında teknoloji sürekli bir iletişim sağlamasının yanında insanlardan sürekli çalışmalarını bekleyen bir alan yarattı. 7/24 müsait olduğunuz bir işte çalışıyorsanız, yoğun stres altındasınız demektir. Telefonlarınızı biraz kapalı tutmanız, bedeninize ve aklınıza bir ara vermeniz size iyi gelecektir. Psikolojik araştırmalar, e-mailinize bile bir süre bakmamanızın stresinizi azaltan etmenler arasında olduğunu göstermektedir. Kendilerine özel zamanlar ayırmak duygusal zekası yüksek olan insanların özelliklerinden biridir, çünkü bu streslerini kontrol altında tutmalarına ve anı yaşamalarına izin verir.

15. Kafein tüketimleri azdır.

Kafein içeriği yüksek olan içecekleri aşırı oranlarda tüketmek ‘kaç ve savaş’ mekanizmasının nedeni olan adrenalin hormonunun salgılanmasına yol açar. Kaç ve savaş mekanizması sizi mantıklı düşünmekten uzaklaştırır. Bir ayı size saldırırken bu mekanizma baya faydalıdır, ancak e-maillerinize cevap verirken değil. Kafein bedeninize ve vücudunuza aşırı stres yüklüyorsa, duygularınız davranışlarınızdan hızlı hareket etmeye başlar. Duygusal zekası yüksek olan insanlar kafeinin bir baş belası olduğunu bilirler ve onu aşırı tüketmemeye çalışırlar.

16. Uykularını yeterince alırlar.

b18

Stresle baş etmenizi sağlaması konusunda ve duygusal zekanızı artırması konusunda uykunun önemi ne kadar anlatılsa azdır. Uyurken beyniniz yeniden şarj olur, o günkü anılarınız saklanır ya da silinir (bu da rüyalara neden olur), bu yüzden uyandığınızda daha sakin ve boş bir beyinle uyanırsınız. Duygusal zekası yüksek olan insanlar uykularını alamadıkları zaman, kendilerini kontrol etmenin azalacağını, dikkat ve hafızalarının zayıflayacağının farkındadırlar, bu yüzden uyku onlar için önceliklidir.

17. Kişisel konuşmalarında olumsuzluklardan kaçınırlar.

Negatif düşüncelerinize dalıp gittikçe, onlara daha fazla güç vermiş oluyorsunuz. Çoğu olumsuz düşüncemiz sadece düşüncedir, gerçekler değildir. Bir şeyin her zaman olduğunu ya da hiçbir zaman olmadığını hissettiğiniz zaman, bu sadece beyninizin bir tehlikeyi algılama yöntemidir. Duygusal zekalı insanlar düşüncelerini gerçeklerden ayırabilirler ve böylece negatif düşüncelerin kısır döngüsünden kurtulurlar, pozitif ve yeni sonuçlara bakarlar.

18. Hiç kimsenin kendi eğlencelerine engel olmasına izin vermezler.

Duygusal zekası yüksek olan insanlar yaptıkları hakkında iyi hissederken, hiç kimsenin fikirlerinin ve art niyetli davranışlarının onları mutluluklarından alıkoymasına izin vermezler. Diğerlerinin düşüncelerini tamamen umursamamak imkansızdır ama duygusal zekası yüksek insanlar başkalarının düşüncelerine göre kendilerine şekil vermezler. Kişinin kendi değerinin başkalarının ne dediği ya da düşündüğü ile ilgisi olmadığını bilirler.

Efsane İşadamı Sabri Ülker’den Yadigâr 15 Yöneticilik Dersi

Akşama babacığım unutma Ülker getir!

Ülkemizin tüm çocuklarına onlarca yıldır bu melodiyi neşeyle söyleten efsane iş adamı Sabri Ülker, mütevaziliği, çalışkanlığı ve ileri görüşlülüğü ile adeta bir roman kahramanı.

Sabri Ülker’in yöneticilik ile ilgili 15 dersini aşağıda bulabilirsiniz, keyifli okumalar

1. “Sabah Erken Kalk, Kahvaltıyı Atlama, Kahveni Kendin Pişir!”

Sabri Ülker’in, aile ile birlikte geçirilen Pazar günleri haricinde, en önemsediği faaliyetlerden birisi kahvaltı. Muhtemelen aşırı yoğun iş temposuyla geçen uzun yıllar sırasında çocuklarıyla iş dışı bir günlük/rutin baba-oğul ilişkisi kurabilmek, onlara kendi elleriyle hizmet etmek/babalık gösterebilmek için özellikle işlevselleştirdiği beşerî bir tören olmuş kahvaltı. Kahvesini kendi pişirmesi de cabası…

2. “Sen Toplantıya Çalışma, Toplantı Sana Çalışsın!”

Plaza insanlarının belası: Toplantı. İş hayatına üretimde (çalıştığı fabrikanın hamur dairesi) başladığı ve ömrü boyunca üretimden kopmadığı için zaman ile üretkenlik/verimlilik ilişkisini güçlü biçimde kurabilen sanayici hassasiyetle bitmek bilmez toplantıların verimliliği konusunda takıntılı…

3. “Herkes fikir üretirse malı kim üretecek?!”

p3

Bir şirket yöneticisi, toplantılardaki suskunluğu ve tartışmalara katılmaması nedeniyle kapalı kapılar ardında eleştirilmektedir.

Sabri Ülker kaşlarını yukarı kaldırıp odadaki herkesin yutkunmasına neden olan yorumunu yapar: “Kafası hiç çalışmıyor gibi gözükür. Aslında beyni her söyleneni sünger gibi emer. Tatbikatta ise çok inatçıdır. Bize böyle yöneticiler de lâzım. Herkes fikir üretirse, malı kim üretecek?”

4. “İşin hilesi dürüstlük!”

Sabri Ülker’in ismi, sıfatından daha hızlı büyümüş. Hatta, şirketinden ve banka hesabından da… Aşağıda bizi sahiden de dikkat çekici bir örnek bekliyor.

İlk paragrafta Sabri Ülker’in uzun yıllar danışmanlığını yapmış Dr.Mustafa Özel’e, ikinci paragraftaysa 50. Yıl etkinlikleri sırasında yaptığı konuşmayla bizzat Sabri Ülker’in kendisine bağlanıyoruz…

“1958 devalüasyonundan sonra, ülkede temel meta fiyatları sık sık yükselmekte, dolayısıyla sanayiciler de ürünlerine boyuna zam yapmaktadır. 27 Mayıs darbesinden birkaç ay önce, her nasılsa çok yükselen un fiyatı hükümet kararıyla geri çekilmiş, dolayısıyla elinde unlu mamül bulunanlar zarara uğramışlar. Sabri Ülker, bütün toptancılarına kendi el yazısıyla birer mektup gönderip, ellerindeki bisküvi miktarları bildirmelerini istemiş. Mevcut stoğu tespit ettikten sonra, eski (yüksek) bisküvi fiyatıyla yeni (düşük) fiyat arasındaki farkı hesaplamış ve bu farkı her bir toptancın bir sonraki siparişinden düşmüş. Böylece toptancılar, kendileri için önemli olabilecek bir zarardan kurtulmuşlar.

“27 Mayıs darbesinden sonra, ortalığa şöyle bir laf yayıldı: ‘İhtilalciler fiyatların düşmesini emretmişler! Yakında fiyatlar düşecek!’ Piyasalar bıçak gibi kesilmiş. Anadolu tüccarı kesesinde banknotlarıyla İstanbul’a gelmiş olsa bile, fiyatların düşmesini bekliyor, mal almıyor. Tabii, bizim bunlardan haberimiz yok, çünkü satışlarımız neredeyse ikiye katlanmış. Sonradan işittik ki, kumaştan züccaciyeye kadar hiçbir yerden mal almayanlar, ‘Boş dönmektense bisküvi alalım, nasılsa Sabri Bey fiyatlar düşse bile zararımızı öder’ diyorlarmış!”

5. “Sermayesini servet yapan soba ateşine çıra olur!”

Göztepe’deki evini 1968 yılında yeni fabrika yatırımı yapabilmek için satar. Bir sonraki evini ancak 1982’de alacak, o tarihe kadar tüm kazanımlarını fabrikalarını büyütmek için sermaye yapacak, “Zengin olan şirket olmalı. Sahibi zengin olup kendisi fakir olan şirketin nefesi çabuk tükenir. Sermayesini servet yapan patron soba ateşine çıra olur” diyecektir.

6. “Biz bu işe giremeyiz, bu iş çok kârlı! Bana süt kokan işler getirin!”

p7

“Asıl işi yumurta ticareti oan bir tüccar, petrol işine girmeye karar vermişti. Galiba bir milletvekilinin tavassutuyla İstanbul’un dört yerinde petrol istasyonu kurmak istiyordu. Yaptığı fizibiliteye göre iş % 400 kârlı gözüküyordu. Sanıyorum 500 bin dolar kadar bir ek sermayeye ihtiyacı vardı ve Sabri Ülker’in bu işe ortak olmasını istiyordu.

Ben iyi bir iş yakalamış olma heyecanıyla dosyayı hemen Sabri Bey’e götürdüm. şöyle beş dakika kadar inceledikten sonra, ‘Biz bu işi yapamayız’ dedi. Neden efendim? ‘Çünkü bu iş çok kârlı.‘ Bir tuhaf olmuştum. Bu işi yapamayız çünkü çok kârlı! Sabri Bey’in ciddiyetini bilmesem benimle dalga geçiyor derdim. ‘Kârlı iş iyi değil mi’ diye mırıldandım. ‘Kârlı iş herkese yaramaz oğlum. Biz % 5, % 10 kâra alışmış insanlarız. Yüksek kâr bizi bozar!’ dedi.

Donakalmıştım. Yüzümün hangi renge girdiğini tahmin edemem. Benim bu kadar tuhaflaşmış olmama şaşıran Sabri Bey devam etti: ‘Sen petrol işinden anlıyor musun Mustafa? Hiç bu işi yaptın mı?’ Hayır efendim. ‘Eee, ben de anlamıyorum. İş kötü giderse, paramız batar. İyi giderse, bizden bilmezler. Petrol kokusu iyi koku değildir. Sen bize, bizim işimizle irtibatlı dosyalar getir. Süt koksun, buğday koksun, kakao koksun!’

7. “Rakibinin Aleyhinde Konuşmak Defodur!”

Aynı sektör ve iş kolunda çalışan şirketlerin belini kırmaya yönelik yıkıcı rekabet taktiklerini hiçbir zaman benimsemez… Bu yönüyle sektördeki rakiplerinin de saygısını kazanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8. “Süte Hâkim Olamayan Dondurma Yapamaz!”

p8

Efendim, yazın sıcaklar başlayınca bisküvi ve bilhassa çikolata tüketimi azalıyor. Bu yıl dondurma işine başlasak mı?‘ diye sorduğumda, kulaklarıma altın küpe olan şu cevabı vermişti: ‘Süte hakim olamayan, dondurma yapamaz evladım!’

Son on yılda pek çok sektörde dillere pelesenk olan kademeli, yatay ve organik entegrasyon fazları kuramlarının (Convergence ve Divergence tartışmaları) işaret ettiği gerçeği erken fark etmiş gözükmektedir. Bir ayağı gazda olsa da, bir eli hep frendedir.

9. “Bisküvi Yapar, Bisküvi Satarız!”

Ülker’in yakın zamanda emekli olan üst yöneticilerinden Necdet Buzbaş’ın aktardığına göre bir gün Buzbaş, Sabri Ülker’le birlikte Trabzon uçağına binmek için Atatürk Havalimanına gider.

Bekleme salonunda onca boş koltuk olmasına rağmen yanlarına bir amca gelip oturur, konuşmalarına kulak kesilir ve birden konuşmaya tam ortasından dalıverir: “Ne işle meşgulsünüz?

Sabri Ülker tevazuyla “Bisküvi yapar, bisküvi satarız” der.

Bu tevazunun karşılığı, kulak misafiri amcanın cevabıyla uzun yıllar unutulmayacak bir gurur nişanı olacaktır: “Madem bisküvi yapıyorsunuz bari Ülker gibi yapın!”.

10. “Dile Dökerek Değil, Örnek Olarak Çalış!”

Fikir üretmek ve görüş belirtmek olmazsa olmaz. Ama uygulamaya bir türlü geçemeyip sürekli konuşur olup gözükmek de biraz sıkıntılı.

Hiçbir sanayicinin uygulamaya dönüşmeyen lafların debisinin artmasına tahammülü uzun sürmez… Sabri Ülker’in kalbi kırmadan ama kulağa küpe yapabilmek için biraz da vurgulayarak kullandığı ihtar sözlerinden…

11. “Kekin En İyisini Şimdi Yaparsak, Bisküvi Yapmayı Unuturuz!”

Ülker’in kek üretimine başlamak için ortaklık masasına oturduğu uluslararası bir gıda devi ile görüşmeler sona yaklaşmaktadır. Ancak danışmanlarının ortaklığın maliyetinin yüksek olmasına ilişkin “İstesek bu kekin en iyisini yaparız, bu parayı/payı onlara vermeye lüzum var mı?” sorusuna muhatap olur.

Sabri Ülker’in cevabı, bugün Holding’lerin ve işletme gurularının dillerine pelesenk olmuş “Ana odak işlere (core business) odaklan” sözünün (Ve Amerikalılar’ın kullanmaya bayıldığı “bir seferde bir adım” veczinin) o günlerdeki replikasıdır: “Elbette yaparız ama kekin en iyisini şimdi yaparsak bisküvi yapmayı unuturuz”

12. “Her Zaman bir B Planın Olsun!”

Sabri Ülker’in üretime başladığı tarih 1944… İkinci Dünya Savaşı sürüyor. Kendisi de bizzat (Kırım’dan) muhacir/göçmen. 50 - 60 arası parti çekişmelerini yakından izliyor, şahit oluyor. 60 İhtilali’ne de.

Muhtemelen bu yıllar boyunca pek çok kez tüm kazanımlarının (basitçe para veya fabrika diye düşünmeyelim, tüm o emek, kahır ve sabırın), ne kadar büyük olursa olsun, pekala bir gecede buhar olabileceğini hissetmiş, olmalı.

Dilinden düşürmediği Her zaman bir B Planın olsun!tavsiyesi sadece konjonktürel üretim/ortaklık/finans meselerinden ibaret olmaktan çok “her şeye dair” algılanabilir.

13. “İşinin Ehli ile Çalış!”

Sabri Ülker’in gerek yönetici transferlerinde gerek yurt dışından uzman getirtme yönteminde (İş dünyasının efsane ismi Tekfen kurucusu Nihat Gökyiğit “Yurt dışından uzman getirtmeyi Sabri Bey’den öğrendik” demişti) gerekse de iş ortaklıklarının seçimindeki titizliği, en sık başvurduğu sözlerden biri olan “İşinin ehli ile çalış!” düsturuna uygun düşüyor.

Sözgelimi, geçtiğimiz günlerde (Nisan 2015) Ülker’den emekli olan ve uzun yıllar Ülker’in tepe yöneticiliği görevini sürdürmüş Metin Yurdagül, holdinge katılmadan önce Sabri Ülker’in Turyağ’da pazarlık masasına oturduğu ve yağın teknik özelliklerini konuştuğu, tartıştığı isimdi.

14. “Müşterinize Para Kazandırın!”

“Müşterinize para kazandırın. Müşteriniz, sizinle yaptığı ticaretin kârından memnun olsun.
Bununla beraber, ilişkileriniz ilkeli, öyle dürüst ve öyle samimi olsun ki; bu operasyonda sizin istihdam edilmiş olmanızdan da memnun olsun.

Haklarımızı korumak adına müşteriyi zorlamayın. Ama müşteri ile iyi geçinmek adına haklarımıza da halel getirmeyin.”

Ülker’de “müşteri” bayi/bakkal/satıcı anlamına geliyor. Son kullanıcı ise “tüketici” olarak adlandırılıyor.

15. “Dinlemeyi Bilmeyen Yönetmeyi Bilemez!”

Merhum Sabri Ülker kendisinden tavsiye isteyenlere “Adım Sabri, size de sabırlı olmayı tavsiye ederim” demesiyle nam salmış.

Bu sabrı en görünür kıldığı anlar karşısındakini sabırla dinlediği anlar.

Bugün de muhafaza edildiği söylenen küçük odasında işçilerle doğrudan konuşması ve kendisine vaziyet, şikayet, öneri aktarmaktan çekinenler için hazırlattığı “Arzuhal kutusu”, “Öneri, akıl küpü kutusu” ile dinleme (ve yöneticilerinin de denetlendiği bir tür iç kontrol mekanizması olmalı) özelliğini sözde bırakmayıp yazılı ortama da geçirmiş. (Bu kutular, internet/mail iletişiminin olmadığı dönemlerde bu işlevi de üstlenmiş).

Öneriler arasında değer bulduklarına yıl sonunda bizzat ödül vererek bu sitemi kullanmayı teşvik etmiş.

 

Sıkıcı Özgeçmişlerden Kurtulun! İşte Yaratıcılıkta Sınırları Zorlamış 20 Dikkat Çekici CV

“Bir sürü yere CV yolladım, cevap bile vermiyorlar!’’ diyenlerden misiniz?

Vermiyorlar; çünkü istediğimiz kadar başarılarla, şahane okullarla, tecrübelerle dolu CV’ler hazırlayalım, yüzlerce, binlerce aday arasından öne çıkabilmek, dikkat çekebilmek gerçekten çok zor. Herhalde hiçbir İK yetkilisi de birbirinin aynısı, donuk, sıkıcı kağıt yığınlarına bakmak zorunda olmaktan hoşlanmıyordur.

CV’leri dikkat çekici hale getirelim; ama nasıl? İşte ilham alabileceğiniz, “Farklılıklar nasıl ortaya koyulur?” derecesinde hazırlanmış yaratıcı ve sıra dışı CV’leri sizler için derledik!

1. Adeta dikkatlerden kaçamasın diye hazırlanmış

blog1

Çizim yapmaya olan merakınız kadar bu konudaki yeteneğinizi de oldukça ikna edici biçimde işte böyle gösteren Sercan Bey’i tebrik ediyoruz

2. Konsept tasarıma nefis bir örnek

blog2

CV’lerde en sık yaptığımız hata, her başvuru için aynı formatı kullanmak oluyor. Halbuki Sid Santos, tişörtten ambalaja kadar çeşitli konseptlerde tasarım yapabildiğini CV’sini böyle farklılaştırarak göstermiş.

3. Hem zarif, hem de yaratıcı

blog3

Yeteneklerin yüzde verilerek üstüne konumlandırıldığı o kartela CV’nin tüm havasını hemen değiştirmiş.

4. Yalnızca bir kağıttan ibaret bırakmak zorunda da değilsiniz.

blog4
Lucia Paul’un bu çok zarif örneğinde de olduğu gibi, çalışmalarınızı portfolyo halinde defterleştirebilirsiniz.

5. Tek sayfada alt alta listelerken de sıkıcılıktan uzak kalmak mümkün.

blog5

Tudor Deleanu, format olarak klasiğe yakın bir çizgi seçmiş; ve pek çoğumuzun CV’sinde olduğu gibi, deneyim ve becerilerini alt alta listelemiş. Ancak bunu yaparken hem renkleri hem de hizalamaları kullanışı CV’yi sıkıcı olmaktan hemen çekip çıkarıyor.

6. Hayatın zaman tüneli

blog6

Rybak, yıllar içindeki kişisel ve kariyer yolculuğunu bir zaman tüneli haline getirerek hem kolay okunur, hem de ilgi çekici bir sonuca ulaşmış diyebiliriz.

7. Fakat sizin daha sade ve ciddi bir tarzınız olabilir.

blog7

Yaratıcılık adına ciddiyetten çıkmak da şart değil. Çok küçük farklılaştırmalarla klasikle dikkat çekiciliği dengeleyebilirsiniz.

8. Veya “Her şey yazsın” diyenlerden olabilirsiniz.

Bunun için 4 sayfalık CV hazırlamanıza da gerek yok; epey fazla yazı var ama gayet güzel kurgulanmış ve tek sayfada özetlenmiş.

9. Kuşkusuz son derece yaratıcı bir başka tasarım

blog9

Jolie O’dell, iş deneyimlerini şarkı listesiymişçesine plak üzerine yerleştirmek suretiyle oldukça güzel bir iş çıkarmış ve hakikaten dikkat çekici olduğu kadar güzel de.

10. Kişiyi daha CV’nizi okumaya başlamadan etkilemek mümkün.

blog10

Sarı yeteri kadar parlak ve iddialı; siyahla böyle birlikte kullanımı ise son derece cesur olmuş.

11. Western formatı

blog11

Bizce gayet şık tasarlanmış bir başka örnek. Fontların kullanımından, kağıdın size hissettirdiği dokuya kadar her şey birbiriyle uyumlu.

12. Kendinizi en hızlı biçimde ifade edebilmeniz yeterli.

blog12

İlla çok şaşaalı ve iddialı örneklere gerek yok. Devamlı fikir geliştirip bunları bir yerlere karalayıp duran üretken bir beyne sahip olduğunuzu işte bu CV gayet güzel anlatabilir.

13. Metro haritası kimin aklına gelirdi?

Kısa ve özet bilgi vermenin en sıra dışı biçimlerinden biri bu örnekte karşımıza çıkıyor. Belki gerçekten de, bildiğimiz şeylerle yaptığımız işler bizleri kariyer başarısına taşıyacak yolun istasyonlarıdır.

14. En iddialısı bende olsun diyebilirsiniz.

blog14

Çok fazla yazı ve açıklamaya gerek bırakmadan dikkatleri derhal çeken türde bir örnek daha.

15. Mimarlık alanında bir kariyeriniz olabilir.

blog15

Yaratıcı CV’ler elbette yalnızca grafik tasarım ve dijitalcilerden çıkmıyor. Hiçbir iş alanı, sıra dışı ve dikkat çeken bir CV oluşturmanıza engel değil.

16. Bırakın iş kişiselleşsin.

blog16

Denise adeta kendi çalışma masasının bir kopyasını CV’ye çıkararak son derece dikkat çekici bir CV hazırlamış.

17. “Biçilmiş kaftan”!

blog17

Dikiş alanındaki beceriye dikkat çekmenin daha kolay bir yolu herhalde olmazdı. Kumaş gibi sıra dışı olduğu kadar, anlatılan şeyi vurgulamaya gayet güzel bir örnek olmuş.

18. Gerektiği kadar yere dikkat çekmek yeterli.

blog18

Fotoğrafınızın da klasik kullanımından bu biçimde uzaklaşabilirsiniz.

19. Ne de olsa Apple’dan mülakat koparmak kolay iş değil!

blog19

Craig Baute’nin bu zekice CV’si ise Apple tarafından görüşmeye çağırılmasına yetmiş. Akış diyagramı bizce de harika bir fikir; kendini nasıl da kolay okutuyor ?

20. Pixar gibi bir animasyon devinin dikkati ise, herhalde ancak böyle çekilebilirdi!

blog20Brian Moose, kendi hazırladığı bu vintaj film çantasının içine de illüstrasyonlarını içeren bir defter yerleştirmiş.

İnternette kısa bir aramayla daha pek çok özenli, zekice ve yaratıcı olarak hazırlanmış örneğe ulaşmak mümkün. Eğer o Word’de yazılıp PDF’e çevrilmiş dümdüz ve sıkıcı kağıt senin kişiliğini ve yeteneklerini yansıtmıyorsa, yansıtır hale getirmek senin elinde ?

Atatürk’ün Girişimcilik Üzerine Söylediği 17 Motivasyon Cümlesi

Cesaret ve motivasyon bir girişimcinin en çok ihtiyacı olan iki şey. Ve Atatürk’ün çalışkanlık üzerine söylediği bu sözler, girişimcilerin ihtiyacı olan cesaret ve motivasyonu, içinde barındırıyor. Çünkü biz çalışkan olmayı ve girişimci olmayı onun eserlerinden öğrendik.

1. ‘Ben’ yerine ‘biz’ demeyi öğrenin.

2. Aceleci olmayın.

3. Rahatlık düşmandır.

4. Verim ve neticeye önem verin.

5. İşinizin başında durun.

6. Kestirme yol yoktur; bu yüzden daha fazla çalışın.

7. Fark yaratabileceğiniz bir işe girin.

8. Cesaretli olun.

9. Saygınlık beklemeyin, onu başarınızla kazanın.

10. Asla pes etmeyin.

11. Ve rekabetten korkmayın.

12. Aklınıza güvenin.

13. Adım atın.

14. Yardım etmeyi sevin.

15. Ve yardım istemekten de çekinmeyin.

16. Kendinizi zorlayın.

17. Unutmayın; zaman, en kıymetli varlığınız…

Yukarı Çık