kariyer,eğitim,sertifika

Tag archive

iletişim

Nasıl Konuşalım ki İnsanlar Dinlesinler?

Az önce bir telefon konuşması yaptım ve tabiri caiz ise başım şişti. Neden sizce? Çünkü konuşan kişi benim dinleyip, dinlemediğimle hiç ilgilenmiyordu ve tek derdi anlatmaktı. Nezaketen dinlemeye çalışsam da adeta nefes alamadığımı hissettim, üstelik iliklerime kadar. Sizce kimi dinlemek bir kabus olur? Benim ilk sıramda şikayet edenler geliyor. Yaşadıkları deneyimi abartarak, dünya meselesi haline getirerek ve hatta akıl alıcı şekilde detaylandırarak, tekrar ve tekrar anlatanlar var mı etrafınızda? Peki siz bu kişileri dinlemek istiyor musunuz? Dinleme becerimi geliştirdiğimden beri etrafımı bu tarz insanların daha fazla sarmaya başladığını birden bire fark ettim. Hatta bir Catering kuruluşunun genel müdürü olan sevgili kardeşimin es vermeden 4,5 dakika konuştuğunu görünce bir dur dedim ona. Sence ben seninle miyim? Ve bu anlattıkların beni ilgilendiriyor mu? Aslında bu soruyu kendime hiç sormadım dedi. Bence de dedim. Şaşırdı ve gülüştük.

Nasıl konuşalım ki insanlar dinlesinler sizce?

Profesyonel anlamda konuşma yaparak para kazanan biri olarak size öncelikle nasıl konuşmamamız gerektiğinden bahsetmek istiyorum. Dünyanın en iyi TED Talks konuşmacılarından biri olarak kabul edilen Jullian Treasure bir ses koçu. Onun yedi ölümcül günah olarak bahsettiği ve birinin bizi dinlemesine engel olan başlıklara bir göz atalım.

Dedikodu. Orada olmayan biri hakkında kötü konuşmak olarak tanımlıyor Treasure bunu ki; bence haklı. Dedikodu konusunda emin olabileceğimiz bir şey, başkası hakkında konuşan birinin bizim hakkımızda konuşabileceği gerçeğini bilmektir. Kurum içerisinde dedikodu yapan kişileri gözünüzün önüne bir getirin. Onları dinlesek de onlara gerçekten ne kadar inanırız sizce? Ya da onu kalbimizle dinler miyiz? Yoksa sadece belki bir şey duyarız diye baş mı sallarız onlara?

Yargılama. Sizi yargılayan veya suçlu bulan birini de dinlemek zordur değil mi? Öğüt veren insanları dinlemeyi kim sever eğer kişi akıl istemediyse? Çok sevdiğim bir cümle var. Suçluluk duygusu geriye, sorumluluk duygusu ileriye taşır. Sizi geçmişte yaptığınız hatalardan dolayı yargılayan kişilerle konuşmak istemezsiniz. Kendinizi bir mahkemede gibi hissettirirler ve siz de farkında olmadan savunucu dinlemeye geçersiniz. Ya da saldırma taktiği uygularsınız. Net olan şey, bu kişileri dinlemek istemeyiz.

Yanılıyor muyum?

Olumsuz bakış açısı ve şikayet etmek. Etrafınızda ne olursa olsun neredeyse her şeyin eksik ve zayıf yönüne odaklanan ve sürekli şikayet eden insanlar var mı? Ve nezaketinizi bir yana koyacak olsak, bu insanları gerçekten dinlemek ister misiniz? Bu konuda kâbus gibi bir genel müdürümüz vardı ve her sabah bizi kendince bir gün önce yaşadığı ter türlü olumsuzluğu dinlemeye mecbur etmeye çalışırdı. İki yıl boyunca müşterilerimden ısrarla istediğim sabah toplantılarımın sebebi de buydu. Onu dinlemeye tahammülüm yoktu. Çünkü moralim dibe vuruyordu ve bendeki çalışma isteğini yok ediyordu. Bu tarz bir durum yaşıyorsanız, uzak durun. Şikayet etmek, bulaşıcı bir ıstırap diyen Jullian’a katılmamam mümkün değil. Zira şikayet, güneş saçan bir ışık değil ve dünyaya hafiflik vermiyor.

Mazeretler. Yöneticilik yaptığım dönemde verilen görevle ilgili yanıma gelen iki tip arkadaşım vardı. Biri neyi, neden yapamadığını anlatır, diğeri yapmak için neye ihtiyaç duyduğundan bahsederdi. Siz olsanız kimi dinlerdiniz? Elbette ikincisi değil mi? Yöneticinizin sizi dinlemek istememesinin sebeplerinden biridir bu emin olun. Neden olmadığını ya da olmasının mümkün gibi gözükmediğini o zaten bilir çünkü. Onun duymak istediği bu konuda sizin ne önerdiğiniz ya da çözüme mi, yoksa soruna mı odaklandığınızdır. Maymun atma dediğimiz suçlu bulma oyunu değildir akıllı yöneticileri ilgilendiren. Her şeye rağmen bunu nasıl çözeceğimizdir.

Abartma ve yalan söyleme. Zorlu işler verdiğim ekip arkadaşlarımdan bazıları bu işle ilgili, yeterince emek vermek yerine bana herkesi aradım, kimse bizim projeye para vermek istemiyor derdi. Kaç kişiyi aradın diye sorduğumda olası ve mevcut müşterilerin yüzde 10’una dahi henüz ulaşmadıklarını saptardım. Abartmanın, zaman içerisinde yalan söylemeyi de getirebileceğini o zamanlar bilmiyordum. Bugün emin olduğum şeyin; abartan insanların zamanla yalana meyilli oldukları ve onların söylediklerinin bir kulağımdan girip, diğerinden çıktıkları. Bunu bir düşünün!

Dogmatizm. Fikirlerin gerçekler ile karıştırılması. Olgu ve düşünce arasındaki farkı ilkokulda öğrendiğimiz halde nedense birçoğumuz dünyayı kendi gerçekliğimizle algılar ve yorumlarız. Bence o yeterince çaba göstermiyor, çaba gösterseydi bu işin olması için gereken her şeyi yapardı gibi kişisel ve genelleme içeren yorumlarla boğulan cümleler duyarız. Peki dinlemek ister miyiz? Sanmıyorum.

Bu yedi günahı duyduktan sonra kendinize hâlâ nasıl konuşayım ki beni dinlesinler diye soruyorsanız işte size reçete:

• İletişimlerinizde açık ve şeffaf olun. Birisi hakkında düşündüğünüz bir şeyi o kişiyle pozitif ve akılcı bir şekilde paylaşın ve başka biriyle de bunu konuşmayın.

• Herkes o an için bildiğinin en iyisini yapar. Yapmadıysa inanın ne yapacağını, nasıl yapacağını ve neden yapacağını henüz bilmiyordur. Sabır, sevgi ve sükunetle ona yardımcı olun.

• Yaşam bir sahnedir. İster oyuncu olursunuz, isterseniz seyirci. Kim olursanız olun yaşam, istersek hepimize, her zaman bir şeyler öğretir. Kurban olmayı; yargılayanlar, ben yaptım demeyi; öğrenenler seçer. Tabi siz isterseniz… Ve dünya, siz onu nasıl görüyorsanız öyledir. Gerisi size kalmış.

• Neyi nasıl yaparım’ı düşünenler haritada yol alırlar. Diğerleri benzin bitti napayım diyerek yolda kalırlar. Siz hangisini tercih edersiniz?

• Çok klişe biliyorum ama ancak ve ancak kendinizi kandırırsınız. Yaşadıklarınız sizin anlam kattığınız kadar zor ya da kolaydır. Ve yalancının mumu gerçekten yatsıya kadar yanar.

• Söylediğim her şey benim gerçeğim. Size uymuyorsa anlarım. Bu yazıyı yazma konusunda bana cesaret veren yaşamımda aldığım sonuçlar. Ve gerçek olan tek şey; benim burada yazmam ve sizin bunu okumanız…

Sahi bir de kuşları dinleyin, sesinizdeki ritmi yakalamak için…

Müzakere tekniklerinde ve mülakatlarda başarıyı yakalamak için e-kampus.com ziyaret edebilirsiniz.

Kaynak; Harvard Business Review

Sevilen Bir Yönetici Olmanın 10 Yolu

Eskinin o asık suratlı, mesafeli, keskin kuralları olan yöneticileri artık çok eskilerde kaldı. Y Kuşağının çalışma hayatına girmesiyle yöneticilere olan bakış da beklenti de değişti. İş yerinde hem huzuru ve uyumu yakalamak hem de başarıya ve hedeflere ulaşmak için çalışanlar kadar yöneticilerin de kendilerini yenilemesi, çalışanlarla olan iletişimlerine dikkat etmesi gerekiyor.

Bir ekibin başarıya ulaşması için huzurlu ve uyumlu bir çalışma ortamına sahip olması gerekiyor. Ancak bunun için çalışanlar kadar yöneticilere de görev düşüyor. Hedefe giden yolda çalışanlar nasıl bir yönetici ile yürümek istiyor? Yöneticilerin nelere dikkat etmesi gerekiyor?

İşte sevilen bir yönetici olmanın 10 yolu:

Uyumlu çalışma ortamını koruyun

Başarılı bir iş hayatının temelinde huzurlu ve uyumlu çalışma ortamı yer alır. Ekibinizde yer alan bazı çalışanlarınızdan memnun olmayabilirsiniz ancak ekibinizdeki tüm çalışanlara eşit mesafede olmaya özen göstermelisiniz. Problem yaşadığınız çalışanlarınızla olan iletişiminizde aşağılama, dışlama gibi davranışlardan kaçının. Problem yaşadığınız çalışanlarla herkesin gözü önünde tartışmanın ekibinizdeki uyumun bozulmasına neden olabileceğini unutmayın.

İletişime açık olun

Birçok çalışan yöneticisiyle açık bir iletişim kurmayı ister. Çalışanlarınız için iyi bir dinleyici olmaya gayret gösterin. Onlarla konuşurken göz teması kurun ve hem işlerinin hem de hayatlarının arada bir nasıl gittiğini sorun. Onları önemsediğinizi belli edin.

Ekibinizin arkasında olun

Hiçbir iş yeri her zaman güllük gülistanlık değildir. Başarılı ve sevilen yönetici olmanın bir diğer sırrı da ekibini koruyup kollayabilmekte yatıyor. Çalışanlarınızın başarısızlıklarında da onların arkasında durun. Yapılan hatayı ekibinizin üstüne atmak yerine sorunun temeline inerek çözüm getirmeye çalışın.

Destek verin

Yöneticisinden destek gören çalışanın yöneticisine karşı duyduğu sadakat ve iyi niyet artar. Bu nedenle çalışanlarınıza gerçekten ihtiyaç duyduğu desteği verin. Bunu birçok farklı şekilde yapabilirsiniz. Örneğin, çalışanlarınızın ihtiyaçları doğrultusunda onlara ekipman desteği, herhangi bir sıkıntıları karşısında duygusal destek ya da iş ve özel hayat arasındaki denge konusunda da daha esnek davranarak destek verebilirsiniz.

Ufak hataları görmezden gelin

Çalışanlarınızın yaptığı hatalara büyük tepkiler vermemeye gayret edin. Eğer bu hatalar düzeltilebilir hatalar ise çalışanlarınıza doğru yolu göstererek hatalarını düzeltme şansı tanıyın. Ufak, önemsiz hataları ise görmezden gelmeyi öğrenin. Yapılan her hatayı yüze vurmak kişinin motivasyonunu ve öz güvenini etkiler. Çalışanlarınıza karşı ölçülü ve hoşgörülü olmaya özen gösterin.

Saygı gösterin

Çalışanlarınıza yaptıkları işlerin yanı sıra birey olarak da saygı duyun. Saygının çok basit ancak çok güçlü bir motivasyon aracı olduğunu, saygı yoksunluğunun ise tam tersi bir etkiye sahip olduğunu unutmayın. Çalışanlarınızın sırf siz onlara inandığınız ve saygı duyduğunuz için bile başarılı olmaya çalıştığının farkında olun.

Takdir edin

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki çalışanların büyük çoğunluğu, yöneticisinin çalışmalarını takdir etmesini istiyor. İyi yöneticilerin amacı sadece firmanın belirlediği hedeflere ulaşmasını sağlamak, şirketin büyümesine katkıda bulunmak değildir. Yöneticinin ekip üyelerinin çalışmalarını takip etmesi ve teşekkür etmesi, onlarda hem motivasyon hem de başarabilmiş olma hissini sağlaması da diğer amaçlar kadar önemlidir.

Büyük resmi gösterin

Çalışanlarınızdan ne beklediğinizi, nasıl bir çalışma istediğinizi onlara net olarak anlatın ve onların büyük resmi görmelerini sağlayın. Yaptıkları işin neye hizmet ettiğini, hangi amaca yönelik yapıldığını anlamaları için açık ve net olun.

Gelişime olanak tanıyın

Çalışanlarınızın kendilerini geliştirmelerine olanak tanıyın ve bunun için sürekli bir öğrenme ortamı oluşturun. Ancak bu sürece kendinizi de eklemeyi unutmayın. Hem bireysel hedeflere hem de şirket tarafından belirlenen hedeflere ulaşmak için yeni yöntemler denemekten ve çalışanlarınıza kulak vermekten çekinmeyin. Yeni ve yenilikçi fikirleri hem önemseyin hem de ödüllendirin.

Yol gösterin

Çalışanlarınıza deyim yerindeyse profesyonel rehberlik hizmeti verin. İyi bir yönetici ve lider aynı zamanda çalışanlarının akıl hocasıdır da. Çalışanlarınızın şirket içindeki kariyer gelişimlerine destek olun ve onlara günlük iş süreçlerinde tıkandıklarında ya da yorulduklarında yol gösterin.

Fransa’daki Çalışanlara, İşverenlerin Mesai Dışında E-posta Göndermesi Yasaklanıyor

Yeni tasarı, işe bağlı oluşabilen fiziki ve psikolojik yorgunluğun önüne geçmeyi amaçlıyor.

Hafta sonlarınızda ya da diğer tüm tatillerinizde e-postanızı kontrol ediyor musunuz?

İş kanunu reformlarının bir parçası olarak, Fransa’da yürütülen çalışma dahilinde, şirketlerin çalışanlarına kaliteli çalışma ortamı sağlamaları yönünde “çevrimdışı kalma hakkı” için yeni politikalar izlemeleri bekleniyor.

Hazırlanan kanun tasarısına göre, 50 ya da daha fazla çalışanı olan şirketlerin, eve iş götürülmemesi adına “dijital teknoloji” politikalarını çalışanların özel hayatlarını ihlal etmeyecek şekilde düzenlemeleri bekleniyor.

BBC’ye göre, bunun da, çalışanların e-posta alışverişinde bulunmayacakları saatlerin belirtilerek yapılması isteniyor.

Huffington Post‘un haberi şöyle devam ediyor:

Fransız Millet Meclisinden Benoit Hamon, BBC’ye verdiği demeçte; “Tüm araştırmalar, daha önceki zamanlara göre, günümüzde çok fazla iş bazlı stres bulunduğunu gösteriyor ve bu istikrarlı devam ediyor” açıklamasında bulunmuş ve eklemiş “Çalışanlar fiziki olarak iş ortamından çıkıyorlar ancak işten ayrılmıyorlar. Bir tür elektronik tasma var boyunlarında. Metinler, mesajlar, e-postalar hep birlikte onları çöküntüye götürürcesine peşlerini bırakmıyor.”

İş kaynaklı bunalım/çöküntü, Fransız hükümeti için gün geçtikçe ciddileşen bir gündem konusu. Şubat ayında, Fransız Sağlık Bakanı Marisol Touraine bu gündemi detaylandırabilmek için bir çalışma grubu oluşturdu.

Nisan ayında French daily Les Echos’da paylaşılan bir makaleye göre, ulusun çalışma gücünün yaklaşık 10’da 1’i bu çöküntünün tehdidi altında.

Kanun tasarısının 25 hükmü şu şekilde:

Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, doğru yönetilmez ya da düzenlenmezse, çalışanların sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratabilir.

“Bunların içinde işin getirdiği ve ayrıca gelen bilişimsel kaynaklı yükle birlikte, özel hayatla iş hayatı arasındaki sınırın saydamlaşması, dijital teknoloji kullanımıyla ortaya çıkabilecek risklerdir.”

The New Yorker’dan Laura Collins konuyla ilgili makalesinde şunları yazmış:

Çevrimdışı kalma hakkı bir zorunluluk değildir. Kişinin sürekli tetikte olması gerekmediğini, her an üretici girişimlerde bulunmasının şart olmadığını, dünyanın bir şekilde dönmeye devam ettiğini fark edebilmek adına ve biraz olsun rahat nefes alabilmek için bir fırsattır.”

Bazılarına göreyse bu çalışmanın nihayetleneceği beklenmiyor.

 

Dijital teknolojinin iş ve özel hayat dengesine etkilerini konu alan bir proje yürüten Birleşik Krallık merkezli Digital Brain Switch şirketinin araştırmacısı Jon Whittle, The Washington Post’a bazı çalışanların tatil sonrası ya da bir sonraki sabah yığınla e-postayla karşılaşabilecekleri gerçeğinin daha da yorucu olabileceğini vurgulamış.

Whittle, “Bana kalırsa, işe bağlı yaşam kalitesi, mesai dışı e-posta alışverişini durdurmaktan daha büyük bir konu. E-posta sadece bir iletişim aracı. Asıl sorun sürekli daha fazla iş yapma ve rakiplerden daha iyi iş çıkarma kültürü” diyor.

Fransa Başbakanı Manuel Valls ise, “Bu tasarının kabul görmesi ve uygulanması benim görevimdir” açıklamasında bulundu.

Efsane İşadamı Sabri Ülker’den Yadigâr 15 Yöneticilik Dersi

Akşama babacığım unutma Ülker getir!

Ülkemizin tüm çocuklarına onlarca yıldır bu melodiyi neşeyle söyleten efsane iş adamı Sabri Ülker, mütevaziliği, çalışkanlığı ve ileri görüşlülüğü ile adeta bir roman kahramanı.

Sabri Ülker’in yöneticilik ile ilgili 15 dersini aşağıda bulabilirsiniz, keyifli okumalar

1. “Sabah Erken Kalk, Kahvaltıyı Atlama, Kahveni Kendin Pişir!”

Sabri Ülker’in, aile ile birlikte geçirilen Pazar günleri haricinde, en önemsediği faaliyetlerden birisi kahvaltı. Muhtemelen aşırı yoğun iş temposuyla geçen uzun yıllar sırasında çocuklarıyla iş dışı bir günlük/rutin baba-oğul ilişkisi kurabilmek, onlara kendi elleriyle hizmet etmek/babalık gösterebilmek için özellikle işlevselleştirdiği beşerî bir tören olmuş kahvaltı. Kahvesini kendi pişirmesi de cabası…

2. “Sen Toplantıya Çalışma, Toplantı Sana Çalışsın!”

Plaza insanlarının belası: Toplantı. İş hayatına üretimde (çalıştığı fabrikanın hamur dairesi) başladığı ve ömrü boyunca üretimden kopmadığı için zaman ile üretkenlik/verimlilik ilişkisini güçlü biçimde kurabilen sanayici hassasiyetle bitmek bilmez toplantıların verimliliği konusunda takıntılı…

3. “Herkes fikir üretirse malı kim üretecek?!”

p3

Bir şirket yöneticisi, toplantılardaki suskunluğu ve tartışmalara katılmaması nedeniyle kapalı kapılar ardında eleştirilmektedir.

Sabri Ülker kaşlarını yukarı kaldırıp odadaki herkesin yutkunmasına neden olan yorumunu yapar: “Kafası hiç çalışmıyor gibi gözükür. Aslında beyni her söyleneni sünger gibi emer. Tatbikatta ise çok inatçıdır. Bize böyle yöneticiler de lâzım. Herkes fikir üretirse, malı kim üretecek?”

4. “İşin hilesi dürüstlük!”

Sabri Ülker’in ismi, sıfatından daha hızlı büyümüş. Hatta, şirketinden ve banka hesabından da… Aşağıda bizi sahiden de dikkat çekici bir örnek bekliyor.

İlk paragrafta Sabri Ülker’in uzun yıllar danışmanlığını yapmış Dr.Mustafa Özel’e, ikinci paragraftaysa 50. Yıl etkinlikleri sırasında yaptığı konuşmayla bizzat Sabri Ülker’in kendisine bağlanıyoruz…

“1958 devalüasyonundan sonra, ülkede temel meta fiyatları sık sık yükselmekte, dolayısıyla sanayiciler de ürünlerine boyuna zam yapmaktadır. 27 Mayıs darbesinden birkaç ay önce, her nasılsa çok yükselen un fiyatı hükümet kararıyla geri çekilmiş, dolayısıyla elinde unlu mamül bulunanlar zarara uğramışlar. Sabri Ülker, bütün toptancılarına kendi el yazısıyla birer mektup gönderip, ellerindeki bisküvi miktarları bildirmelerini istemiş. Mevcut stoğu tespit ettikten sonra, eski (yüksek) bisküvi fiyatıyla yeni (düşük) fiyat arasındaki farkı hesaplamış ve bu farkı her bir toptancın bir sonraki siparişinden düşmüş. Böylece toptancılar, kendileri için önemli olabilecek bir zarardan kurtulmuşlar.

“27 Mayıs darbesinden sonra, ortalığa şöyle bir laf yayıldı: ‘İhtilalciler fiyatların düşmesini emretmişler! Yakında fiyatlar düşecek!’ Piyasalar bıçak gibi kesilmiş. Anadolu tüccarı kesesinde banknotlarıyla İstanbul’a gelmiş olsa bile, fiyatların düşmesini bekliyor, mal almıyor. Tabii, bizim bunlardan haberimiz yok, çünkü satışlarımız neredeyse ikiye katlanmış. Sonradan işittik ki, kumaştan züccaciyeye kadar hiçbir yerden mal almayanlar, ‘Boş dönmektense bisküvi alalım, nasılsa Sabri Bey fiyatlar düşse bile zararımızı öder’ diyorlarmış!”

5. “Sermayesini servet yapan soba ateşine çıra olur!”

Göztepe’deki evini 1968 yılında yeni fabrika yatırımı yapabilmek için satar. Bir sonraki evini ancak 1982’de alacak, o tarihe kadar tüm kazanımlarını fabrikalarını büyütmek için sermaye yapacak, “Zengin olan şirket olmalı. Sahibi zengin olup kendisi fakir olan şirketin nefesi çabuk tükenir. Sermayesini servet yapan patron soba ateşine çıra olur” diyecektir.

6. “Biz bu işe giremeyiz, bu iş çok kârlı! Bana süt kokan işler getirin!”

p7

“Asıl işi yumurta ticareti oan bir tüccar, petrol işine girmeye karar vermişti. Galiba bir milletvekilinin tavassutuyla İstanbul’un dört yerinde petrol istasyonu kurmak istiyordu. Yaptığı fizibiliteye göre iş % 400 kârlı gözüküyordu. Sanıyorum 500 bin dolar kadar bir ek sermayeye ihtiyacı vardı ve Sabri Ülker’in bu işe ortak olmasını istiyordu.

Ben iyi bir iş yakalamış olma heyecanıyla dosyayı hemen Sabri Bey’e götürdüm. şöyle beş dakika kadar inceledikten sonra, ‘Biz bu işi yapamayız’ dedi. Neden efendim? ‘Çünkü bu iş çok kârlı.‘ Bir tuhaf olmuştum. Bu işi yapamayız çünkü çok kârlı! Sabri Bey’in ciddiyetini bilmesem benimle dalga geçiyor derdim. ‘Kârlı iş iyi değil mi’ diye mırıldandım. ‘Kârlı iş herkese yaramaz oğlum. Biz % 5, % 10 kâra alışmış insanlarız. Yüksek kâr bizi bozar!’ dedi.

Donakalmıştım. Yüzümün hangi renge girdiğini tahmin edemem. Benim bu kadar tuhaflaşmış olmama şaşıran Sabri Bey devam etti: ‘Sen petrol işinden anlıyor musun Mustafa? Hiç bu işi yaptın mı?’ Hayır efendim. ‘Eee, ben de anlamıyorum. İş kötü giderse, paramız batar. İyi giderse, bizden bilmezler. Petrol kokusu iyi koku değildir. Sen bize, bizim işimizle irtibatlı dosyalar getir. Süt koksun, buğday koksun, kakao koksun!’

7. “Rakibinin Aleyhinde Konuşmak Defodur!”

Aynı sektör ve iş kolunda çalışan şirketlerin belini kırmaya yönelik yıkıcı rekabet taktiklerini hiçbir zaman benimsemez… Bu yönüyle sektördeki rakiplerinin de saygısını kazanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8. “Süte Hâkim Olamayan Dondurma Yapamaz!”

p8

Efendim, yazın sıcaklar başlayınca bisküvi ve bilhassa çikolata tüketimi azalıyor. Bu yıl dondurma işine başlasak mı?‘ diye sorduğumda, kulaklarıma altın küpe olan şu cevabı vermişti: ‘Süte hakim olamayan, dondurma yapamaz evladım!’

Son on yılda pek çok sektörde dillere pelesenk olan kademeli, yatay ve organik entegrasyon fazları kuramlarının (Convergence ve Divergence tartışmaları) işaret ettiği gerçeği erken fark etmiş gözükmektedir. Bir ayağı gazda olsa da, bir eli hep frendedir.

9. “Bisküvi Yapar, Bisküvi Satarız!”

Ülker’in yakın zamanda emekli olan üst yöneticilerinden Necdet Buzbaş’ın aktardığına göre bir gün Buzbaş, Sabri Ülker’le birlikte Trabzon uçağına binmek için Atatürk Havalimanına gider.

Bekleme salonunda onca boş koltuk olmasına rağmen yanlarına bir amca gelip oturur, konuşmalarına kulak kesilir ve birden konuşmaya tam ortasından dalıverir: “Ne işle meşgulsünüz?

Sabri Ülker tevazuyla “Bisküvi yapar, bisküvi satarız” der.

Bu tevazunun karşılığı, kulak misafiri amcanın cevabıyla uzun yıllar unutulmayacak bir gurur nişanı olacaktır: “Madem bisküvi yapıyorsunuz bari Ülker gibi yapın!”.

10. “Dile Dökerek Değil, Örnek Olarak Çalış!”

Fikir üretmek ve görüş belirtmek olmazsa olmaz. Ama uygulamaya bir türlü geçemeyip sürekli konuşur olup gözükmek de biraz sıkıntılı.

Hiçbir sanayicinin uygulamaya dönüşmeyen lafların debisinin artmasına tahammülü uzun sürmez… Sabri Ülker’in kalbi kırmadan ama kulağa küpe yapabilmek için biraz da vurgulayarak kullandığı ihtar sözlerinden…

11. “Kekin En İyisini Şimdi Yaparsak, Bisküvi Yapmayı Unuturuz!”

Ülker’in kek üretimine başlamak için ortaklık masasına oturduğu uluslararası bir gıda devi ile görüşmeler sona yaklaşmaktadır. Ancak danışmanlarının ortaklığın maliyetinin yüksek olmasına ilişkin “İstesek bu kekin en iyisini yaparız, bu parayı/payı onlara vermeye lüzum var mı?” sorusuna muhatap olur.

Sabri Ülker’in cevabı, bugün Holding’lerin ve işletme gurularının dillerine pelesenk olmuş “Ana odak işlere (core business) odaklan” sözünün (Ve Amerikalılar’ın kullanmaya bayıldığı “bir seferde bir adım” veczinin) o günlerdeki replikasıdır: “Elbette yaparız ama kekin en iyisini şimdi yaparsak bisküvi yapmayı unuturuz”

12. “Her Zaman bir B Planın Olsun!”

Sabri Ülker’in üretime başladığı tarih 1944… İkinci Dünya Savaşı sürüyor. Kendisi de bizzat (Kırım’dan) muhacir/göçmen. 50 - 60 arası parti çekişmelerini yakından izliyor, şahit oluyor. 60 İhtilali’ne de.

Muhtemelen bu yıllar boyunca pek çok kez tüm kazanımlarının (basitçe para veya fabrika diye düşünmeyelim, tüm o emek, kahır ve sabırın), ne kadar büyük olursa olsun, pekala bir gecede buhar olabileceğini hissetmiş, olmalı.

Dilinden düşürmediği Her zaman bir B Planın olsun!tavsiyesi sadece konjonktürel üretim/ortaklık/finans meselerinden ibaret olmaktan çok “her şeye dair” algılanabilir.

13. “İşinin Ehli ile Çalış!”

Sabri Ülker’in gerek yönetici transferlerinde gerek yurt dışından uzman getirtme yönteminde (İş dünyasının efsane ismi Tekfen kurucusu Nihat Gökyiğit “Yurt dışından uzman getirtmeyi Sabri Bey’den öğrendik” demişti) gerekse de iş ortaklıklarının seçimindeki titizliği, en sık başvurduğu sözlerden biri olan “İşinin ehli ile çalış!” düsturuna uygun düşüyor.

Sözgelimi, geçtiğimiz günlerde (Nisan 2015) Ülker’den emekli olan ve uzun yıllar Ülker’in tepe yöneticiliği görevini sürdürmüş Metin Yurdagül, holdinge katılmadan önce Sabri Ülker’in Turyağ’da pazarlık masasına oturduğu ve yağın teknik özelliklerini konuştuğu, tartıştığı isimdi.

14. “Müşterinize Para Kazandırın!”

“Müşterinize para kazandırın. Müşteriniz, sizinle yaptığı ticaretin kârından memnun olsun.
Bununla beraber, ilişkileriniz ilkeli, öyle dürüst ve öyle samimi olsun ki; bu operasyonda sizin istihdam edilmiş olmanızdan da memnun olsun.

Haklarımızı korumak adına müşteriyi zorlamayın. Ama müşteri ile iyi geçinmek adına haklarımıza da halel getirmeyin.”

Ülker’de “müşteri” bayi/bakkal/satıcı anlamına geliyor. Son kullanıcı ise “tüketici” olarak adlandırılıyor.

15. “Dinlemeyi Bilmeyen Yönetmeyi Bilemez!”

Merhum Sabri Ülker kendisinden tavsiye isteyenlere “Adım Sabri, size de sabırlı olmayı tavsiye ederim” demesiyle nam salmış.

Bu sabrı en görünür kıldığı anlar karşısındakini sabırla dinlediği anlar.

Bugün de muhafaza edildiği söylenen küçük odasında işçilerle doğrudan konuşması ve kendisine vaziyet, şikayet, öneri aktarmaktan çekinenler için hazırlattığı “Arzuhal kutusu”, “Öneri, akıl küpü kutusu” ile dinleme (ve yöneticilerinin de denetlendiği bir tür iç kontrol mekanizması olmalı) özelliğini sözde bırakmayıp yazılı ortama da geçirmiş. (Bu kutular, internet/mail iletişiminin olmadığı dönemlerde bu işlevi de üstlenmiş).

Öneriler arasında değer bulduklarına yıl sonunda bizzat ödül vererek bu sitemi kullanmayı teşvik etmiş.

 

Kadınların İş Yaşamında En Az Erkekler Kadar Başarılı Olduğunu Gözler Önüne Seren 20 Kadın

Kadınların iş yaşamına katılımı Türkiye’de ve dünyada zorlaştıran onlarca sebep vardır. Bu sebeplerin çoğu da erkek egemen söylem ve erkek egemen toplumsal yapı dolayısıyla ortaya çıkar. Bir yanda bu dil ve anlayış ile mücadele devam ederken, bir yandan da bu algıyı kırabilecek ikonlaşmış 20 iş kadınını sizler için derledik.

1. Sheryl Sandberg

23

1969 doğumlu Sandberg, Facebook’ta COO (Chief Operating Officer) görevini üstlenerek Mark Zuckerberg’ten sonraki ikinci insan olmuştur. Satış, pazarlama, iş geliştirme, insan kaynakları, kamu politikası ve iletişim alanlarında görevini sürdürüyor.

2. Ayşegül İldeniz

24

1969 doğumlu İldeniz, Intel’in Yeni Teknolojiler Bölümü Dünya Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.

3. Indra Nooyi

25

1955 doğumlu olan Nooyi, 2006 itibariyle PepsiCo’da CEO’luk görevini üstlendi.

4. Irene Rosenfeld

27

1953 doğumlu Rosenfeld, ABD’nin yeme içme sektöründeki en büyük şirketlerden olan Kraft Food’un başkanlığını yapıyordu. Şirket 2011’de isim değiştirip Mondelez International olsa da Rosenfeld görevini sürdürüyor.

5. Virginia Rometty

28

1957 doğumlu Rometty, 30 yıldır çalıştığı IBM’de 2011 itibariyle CEO koltuğuna oturdu.

6. Gülsüm Azeri

29

Azeri, OMV Türkiye-Petrol Ofisi CEO’su olarak görev yapmaktadır.

7. Ursula Burns

30

1958 doğumlu olan Burns, ABD temelli uluslararası teknoloji şirketi olan Xerox’da CEO olarak görev yapmaktadır. Xerox, daha çok yazıcı, tarayıcı ve fotokopi teknolojileri üzerine yoğunlaşmıştır.

8. Meg Whitman

31

1956 doğumlu Whitman, bir dönem eBay’da yöneticilik yaptı. Sonra ise Hewlett-Packard’da CEO olarak çalışma yaşamına devam etti.

9. Maria das Gracas Silva Foster

32

1953 doğumlu Foster, Brezilya akaryakıt şirketi Petrobas’da CEO’luk görevini sürdürmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

10. Nurten Öztürk

33

1949 doğumlu Öztürk, OPET Yönetm Kurulu Üyesi olarak çalışmaya devam etmektedir. Son yıllarda sosyal sorumluluk projeleriyle ön plana çıkmıştır.

11. Marissa Mayer

35

1975 doğumlu Mayer, uzun süre Google’da çalıştı. 2012 itibariyle Yahoo!’da CEO’luk görevine geldi.

12. Anne Sweeney

65

1957 doğumlu Sweeney, 1996-2014 yılları arasında Disney Channel’ın başkanlığını yürütmüştür.

13. Angela Braly

76

1961 doğumlu olan Braly, uzun süre ABD sağlık sektöründe ağırlıklı bir şirket olan WellPoint’te başkan olarak görev yaptı.

14. Susan Wojcicki

56

1968 doğumlu Wojcicki, YouTube’un CEO’sudur.

15. Arianna Huffington

78

1950 doğumlu Huffington, The Huffington Post gazetesinin kurucusudur. 2011’de internetten yayın yapan gazeteyi AOL’ye 315 milyon dolara satmıştır.

16. Amy Pascal

98

1958 doğumlu Pascal, 2006-2015 arasında Hollywood’un önde gelen yapım şirketlerinden Sony Pictures’ta başkan yardımcılığı görevinde bulundu.

17. Ümit Nazlı Boyner

1963 doğumlu Boyner, Boyner Holding’te üst düzey yöneticilik görevleri yapmakla beraber 2010-2013 yılları arasında TÜSİAD Başkanı olarak görev yapmıştır.

18. Sheri McCoy

15

1959 doğumlu McCoy, Johnson&Johnson şirketinde 30 yıl çalıştıktan sonra 2012’de Avon’da CEO olarak göreve getirildi.

19. Mary Barra

123

1961 doğumlu Barra, 2014’ten bu yana Amerikan otomotiv devi General Motors’da CEO’luk görevini üstleniyor.

20. Laura Lang

43

Digitas’ın yöneticiliğini yaptıktan sonra Time Dergisi’nin CEO’luğuna getirildi. Halen bu görevi sürdürmektedir.

Tüm kadınların Dünya Kadınlar Gününü kutlarız!

José Mourinho Örneğinden Yola Çıkarak Alabileceğimiz 6 Pazarlama Dersi

Futbolda 2000’li yıllara damgasını vuran en önemli teknik direktörler dendiğinde, ilk akla gelen isimlerden biri kuşkusuz José Mourinho’dur.

Mourinho, Porto ile 40 yaşında UEFA Avrupa Ligi ve 41 yaşında Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ile dikkatleri üzerinde topladı. Chelsea’ye 50 yıl sonra kazandırdığı Premier League şampiyonluğu, Inter Milan ile hem Şampiyonlar Ligi, hem Serie A şampiyonluğu, Real Madrid ile La Liga şampiyonluğu ve yeniden Chelsea ile Premier League şampiyonluğu gibi, eşine zor rastlanır başarıları bir özgeçmişe sığdırmayı başardı.

Fakat onu bu yazıya konu eden, 2015 - 2016 sezonunda Chelsea’de yaşadığı başarısızlık ve sezon ortası gelmeden görevine son verilmesi. Bu süreci incelediğimizde, ortaya pazarlama profesyonelleri için altın değerinde dersler çıkıyor:

1. O kadar da “özel” olmayabilirsiniz.

Jose_Mourinho_2568641b

Mourinho, tüm bu etkileyici özgeçmişe rağmen, futbol dünyasından farklı kişilerle yaşadığı polemikler, agresif ve mütevazılıktan uzak tavrı ile de her zaman gündemin birinci sırasında yer aldı.

Kendisini “özel biri” olarak gördü ve bunu net bir şekilde ifade etti. Biz buna “Pazarlamada Uzmanlık” diyoruz

2. Sezonun en iyi teknik direktörü seçilmeniz büyük bir başarıdır; ama sadece o sezon için.

Çünkü ertesi sezon ligde 16 maçın 9’unu kaybetmeniz ve lig kupasından erken elenmeniz, işinizden olmanız anlamına gelebilir. Belki de ortada bir problem vardır, bizce “Problem Çözme Teknikleri” eğitimine başvurmalı

3. Geçmiş başarılarınız sizi yalnızca bir süre taşıyabilir.

Ulaşılan hedefler, artırılan pazar payları ve katlanan kâr oranları çok ışıltılı tablolar olabilir; ama yeni yıl ile birlikte geçmişte kalır. Artık bu senenin iş planlarına ve hedeflerine odaklanmak gerekir. Aa tam da bununla ilgili e-kampus.com ‘da “Toplam Kalite Yönetimi” eğitimi var, Mourinho alsa belki de..

4. İşler kötüye gittiğinde sağduyuyu kaybetmemek çok önemli bir meziyettir.

Medya ile ilişkileri germek, hatta medyaya hakaret etmek, meslektaşlarınızla sürekli beyan savaşında olmak, size kısa vadede gündem değiştirme fırsatı yaratır evet; ama orta ve uzun vadede en çok nefret edilen teknik direktörlerden biri olmanıza ve kredinizin azalmasına sebep olur. Belki de “Sosyal Medya Eğitimi” bu işi biraz olsun çözebilir.

5. İletişim konusunda daima dikkatli ve özenli olmak gerekir.

293771JoseMourinho

Satış ekibi ile hedefleri konuşurken, fizibilite onayı için finans ile pazarlık ederken, tedarik zinciri ekibini ürün lansman sürecinde aynı hedefe koştuğunuza ikna etmeye çalışırken, güçlü ve pozitif bir iletişime ihtiyacınız olacaktır. Siz yine Pazarlama ve Satışta Uzmanlık eğitimine bir göz atın

6. İletişimde yaptığınız her hata bir gün aleyhinize döner.

jose mourinho

Her şey yolundayken yaşadığınız iletişim sorunları gündem olmazken, işler tersine döndüğü durumda aleyhinize kullanılacak en önemli argümanlardan biri olacaktır.

Her şeyden önemlisi, pazarlamanın da bilgiye dayalı olduğunu unutmamalı, Türkiye’nin ilk sanal kampüsü e-kampus.com’a uğramadan geçmemelisiniz.

2016 Kariyer ve Bireysel Başarı Trendleri

Her yılın başında yeni yılın teknoloji trendlerini tanıtan yazılar okuruz. Bu yıl da yine Şeylerin İnterneti, Yapay Zeka, Cloud Computing, 3D Printing vb trendler hakkında makaleler mevcut. Halbuki sadece teknoloji alanında değil, kariyer ve bireysel başarı alanlarında da trendler değişebiliyor. Gelin bu yılki trendlere beraber bakalım.

 

Daha Az Çalış, Daha Çok İletişim Kur

İletişim çağında yaşıyoruz, ve bu cebimizdeki akıllı cihazları kullanmaktan daha ileriye gidiyor. Teknik becerilerimiz ve önceki projelerimizden aldığımız referanslarımız ne kadar iyi olursa olsun, eğer bunu doğru şekilde yansıtamıyorsak, bir sonraki girişimimizde başarısız olabiliriz.

Doğru iletişim kurabilmek, dinleyip anlamak ve gerekenleri karsı tarafa aktarabilmek demektir. Eğer bunu başarabiliyorsak işlerimizi daha kolay gerçekleştirebilir ve sorunları daha hızlı ve basit çözebiliriz.

Yeniliklere Açık Ol ve Değişikliklere Uyum Sağla

Yeniliklere meraklı ve açık olanların başarıya ulaşma şansı daha yüksektir. Her yenilik beraberinde bir değişiklik getirir ve bu değişikliğe uyum sağlamak gerekir. Bunu iyi beceremeyip değişikliklerden kaçanlara dünyanın 4,5 milyar senedir değişim geçirdiğini ve doğada çevresindeki değişikliklere uyum gösterebilen canlıların hayatta kaldığını örnek gösterebiliriz.

Büyük değişikler, başka bir ülkeden iş teklifi alıp o ülkeye taşınmamız ya da öğrencilik yıllarında bir staj için yurt dışına gitmek olabilir. Veya www.e-kampus.com ‘ü yani Türkiye’nin ilk sanal kampüsünü ziyaret edebilirsiniz.

Beden ve Zihin Sağlığına Yatırım Yap

“Her şeyin başı sağlıktır” sözü çok doğru. Son yıllarda Work-Life dengesini sağlamak hakkında bir çok makale yayınlandı, hem çalışıp hem mutlu olmanın yolları anlatıldı. Halbuki mutluluktan da önce sağlıktır önemli olan. Sağlığımızı pekiştirecek önlemler alırsak, mutluluğumuz da artacaktır, ve işimizi daha istekli ve başarılı şekilde gerçekleştireceğiz. Onun için mutlaka hem bedenimizi hem de zihnimizi dinç tutacak antrenman ve etkinlikler gerçekleştirelim. Hem stres atarız hem daha mutlu oluruz.

Her Zaman Pozitif Ol

Olayların her zaman olumlu tarafını göz önünde bulunduralım. Bu sinirlenmemizi ve stresimizi azaltır ve olaya daha sakin ve farklı bakarak, daha doğru kararı vererek, sonuca daha kolay ve çabuk ulaşmamızı sağlar.

Yabancı Dil Öğren

Hem programlama dili hem yabancı dil, her ikisi de olabilir. İkisi de kendimizi ifade etmemiz için bir araçtır ve yurt dışında kariyer yapmamıza ve çalışmamıza yardımcı olabilir.

Hangi dil olacağına herkes kendince karar vermeli. Programla dili olarak trend’de olan teknolojilere yönelik bir tane seçebiliriz. Mesela R istatistik ve analiz programlama dili olabilir. Yabancı dilde ise gitmek istediğimiz ya da müşteri edinmek istediğimiz ülkenin dili olabilir.

Türkiye’nin İlk Sanal Kampüsü’nden Eğitim Al!

www.e-kampus.com ‘a gidip, eğitim alabilirsiniz. 2016’ya yeni konular, yeni uzmanlıklarınızı, istediğiniz yerden katılarak video ders olarak alabilirsiniz. Ayrıca istediğiniz yere de sertifikayı gönderiyorlar.

2016’nın Dijital Trendleri Neler Olacak?

Dünya genelinde 2016’da dijital alanda öne çıkacak trendleri açıklıyoruz! Dijital dünyanın 2016’da oldukça hareketli bir yıl geçireceğini, kişiselleştirmenin giderek önem kazanacağını ve video içeriğin yükselişinin süreceğini belirtmeden geçemeyeceğiz. Büyük veri kavramının ve yapay zekanın hayatımızdaki yerinin ise hissedilir derecede belirginleşecek. 2016’da Türkiye’nin ilk sanal kampüsü e-kampus.com olarak bizde trendler arasındayız

2016’da öne çıkacak dijital trendleri şöyle;

1. Video içerik: Kullanıcı deneyimini ve süreçleri daha keyifli hale getirmek ve etkileşimi artırmak için kullandığımız video içerik yükselişini sürdürecek. Video içeriklerin, toplam tüketici içeriği baz alındığında gelecekte %70’lere ulaşması öngörülüyor. www.e-kampus.com‘da “Sosyal Medya Uzmanlığı Eğitimi”nde bizde bunun önemini vurguluyoruz.

2. Snapchat: ABD başkanlık seçimleri sırasında aday isimler tarafından da kullanılan, anlık fotoğraf ve video paylaşımı üzerine kurulu olan bu uygulama popülerliğini artıracak.

3. Büyük veri: Müşterilere ait verilerin sağlıklı şekilde toplanması ve verimli şekilde analiz edilmesi, 2016’da da en önemli gündem maddelerinden biri olmayı sürdürecek. Analitikler, hedef kitle segmentasyonu, müşteri ve iş verileri dijital pazarlamacıların ana gündemi olacak. Belki e-kampus.com tarafından verilen “E-ticaret Uzmanlığı Eğitimi” işinize yarayabilir.


4. Tavsiye sistemleri: Web sayfasını ziyaret eden müşterileri binlerce ürün ile boğmadan en uygun ürünü sunup sitede daha fazla zaman geçirmesini sağlamak, Tavsiye Sistemleri sayesinde artık daha kolay hale gelecek.

 

 

 
5. Mikro hedefleme: E-ticarete sektörünün büyümesiyle birlikte tüketicilere gönderilen mesaj sayısı da artış gösteriyor. Herkese aynı mesajı gönderen firmaların satış anlamında fazla şansı yokken, mikro hedefleme yapan ve kişiye özel mesaj gönderenlerin okunma ve geri dönüşüm oranları artmaya devam edecek.

6. Fark yaratan “içerik”: Marka ve tüketici ilişkisinde hayati önem taşıyan unsurlardan biri olan içerik, 2016’da da öne çıkan konularından biri olmayı sürdürecek. “Sosyal Medya Uzmanlığı Eğitimi” alanlar kazanacak


7. Gerçek zamanlı pazarlama (Real Time Marketing): Markaların güncel olayları takip ederek, özellikle sosyal mecralarda bu olaylara paralel içerik ve pazarlama kampanyaları düzenlemeleri önemini artıracak.


8. SMS ve bildirimler: E-posta otomasyon programlarında artık ulaşılamayan kitleye hatırlatma maili gönderme ve Facebook üzerinde ürünü göstermenin yanı sıra iki yeni kanal daha popüler olacak. Farklı kanallardan da müşteriyi yakalamak adına firmalar, bu kişilere SMS veya firmanın mobil aplikasyonu varsa buraya bildirimler gönderebilecek.


9. Sosyal medyayı etkin kullanma: Sosyal medya, sahip olduğu etki gücünün yanı sıra Instagram ve Twitter gibi platformların online satış yapan firmalara yönelik özellikler geliştirmesiyle 2016’da da trendler arasında yer alacak. Ve yine tabiki bu işte e-kampus.com’lular kazançlı çıkacak

10. Mobil ödemeler: Daha uyumlu tasarımlar, daha fazla mobil uygulama, yeni mobil girişimler ve mobil ödemelerdeki artış dolayısıyla mobilin popülerliği artacak.

2016 herkese mutluluklar getirsin…

 

 

 

 

 

7 Gün Boyunca Bunları Yapın, Zekanız Pekişsin, Liderliğiniz Parlasın!

İş hayatının rutinliğinden, hepimiz kendimizi zaman zaman ekmek beyinli gibi hissederiz.

Peki 7 günde Einstein gibi olmak mümkün mü? O kadar değilse de, 1 hafta gibi kısa bir sürede zekayı %40 oranında artırmanın mümkün olduğu ortaya konuldu.

Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren Edinburgh Üniversitesi Biomedikal Bölümü’nden Prof. Mark Lythgoes’in 1 hafta süren programı BBC’de yayınlandı. Programa katılan 100 kişinin IQ’larında %40’a varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi.

Büyük resmi görebilmek, fırsat ve tehditleri analiz edebilmek, başarıya odaklanmak, ilham vermek, desteklemek, sonuç odaklı olmak, yaratıcı olmak da bu egzersizler ile gelişebilir aynı zamanda e-kampus.com’dan liderlik eğitimi de size bu konuda katkılar sağlayabilir.

Sabırsızlandınız mı? Hemen mucize formüle bakalım:

Başlamadan küçük bir hatırlatma…

Ortalama insan beyni 1.4 kilogram, bunun da %80’i sudan oluşuyor. Geri kalan %20’lik katı kısmın ağırlığı yaklaşık 280 gram. Yani bir insanın hayatta ne olacağına ya da ne olamayacağına karar veren 280 gramlık bir parça…

Buyrun 7 gün formülü:

1. Cumartesi

Dişinizi her zaman kullandığınız elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kapatarak duş alın. Liderlik eğitimi almış kişi olmak bunu gerektirir.

2. Pazar

Sabah saatlerinde bulmaca çözün ve hemen ardından kısa bir yürüyüşe çıkın. Liderlik özelliğini taşıyan kişiler bunu sıklıkla yaparlar ve her zaman büyük resmi böyle bulurlar.

3. Pazartesi

İşe ya yürüyerek, ya bisikletle ya da daha önce hiç kullanmadığınız bir araçla gidin. Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. Daha az stres ile daha verimli bir iş yaşamı için adım atmak isteyenler de bunları mutlaka yapsın.

 

4. Salı

Sözlükten hiç bilmediğiniz 10 adet sözcük öğrenin ve bunları o günkü günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın.

5. Çarşamba

Bir yoga, pilates ya da meditasyon dersine katılın ve burada daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun. Veya www.e-kampus.com adresine gidin biraz eğitim alın

6. Perşembe

İşe daha önce hiç kullanmadığınız bir yoldan gidin (taksiyle değil) ve aynı akşam televizyondaki ciddi bilgi / belgesel programlarını izleyin. Bakın e-kampus.com ‘da eğitimler izleyebilirsiniz

7. Cuma

Bugün hiç alkol ve kafein tüketmeyin. Hafta sonu için uzun bir haftalık ev alışverişi listesi hazırlayın ve listeyi ezberlemeye çalışın.

BONUS

İnternetten zekayla ilgili bir şeyler okuduğunuza göre, beyninizle seviyeli bir birlikteliğiniz var demektir. Sizi tebrik ediyor, devamını diliyoruz. Öğrenmeye bu kadar açıksanız lütfen e-kampus.com ‘a da uğrayın, faydalı işlere devam edin

Yukarı Çık