kariyer,eğitim,sertifika

Tag archive

kariyer ipuçları

Nasıl Konuşalım ki İnsanlar Dinlesinler?

Az önce bir telefon konuşması yaptım ve tabiri caiz ise başım şişti. Neden sizce? Çünkü konuşan kişi benim dinleyip, dinlemediğimle hiç ilgilenmiyordu ve tek derdi anlatmaktı. Nezaketen dinlemeye çalışsam da adeta nefes alamadığımı hissettim, üstelik iliklerime kadar. Sizce kimi dinlemek bir kabus olur? Benim ilk sıramda şikayet edenler geliyor. Yaşadıkları deneyimi abartarak, dünya meselesi haline getirerek ve hatta akıl alıcı şekilde detaylandırarak, tekrar ve tekrar anlatanlar var mı etrafınızda? Peki siz bu kişileri dinlemek istiyor musunuz? Dinleme becerimi geliştirdiğimden beri etrafımı bu tarz insanların daha fazla sarmaya başladığını birden bire fark ettim. Hatta bir Catering kuruluşunun genel müdürü olan sevgili kardeşimin es vermeden 4,5 dakika konuştuğunu görünce bir dur dedim ona. Sence ben seninle miyim? Ve bu anlattıkların beni ilgilendiriyor mu? Aslında bu soruyu kendime hiç sormadım dedi. Bence de dedim. Şaşırdı ve gülüştük.

Nasıl konuşalım ki insanlar dinlesinler sizce?

Profesyonel anlamda konuşma yaparak para kazanan biri olarak size öncelikle nasıl konuşmamamız gerektiğinden bahsetmek istiyorum. Dünyanın en iyi TED Talks konuşmacılarından biri olarak kabul edilen Jullian Treasure bir ses koçu. Onun yedi ölümcül günah olarak bahsettiği ve birinin bizi dinlemesine engel olan başlıklara bir göz atalım.

Dedikodu. Orada olmayan biri hakkında kötü konuşmak olarak tanımlıyor Treasure bunu ki; bence haklı. Dedikodu konusunda emin olabileceğimiz bir şey, başkası hakkında konuşan birinin bizim hakkımızda konuşabileceği gerçeğini bilmektir. Kurum içerisinde dedikodu yapan kişileri gözünüzün önüne bir getirin. Onları dinlesek de onlara gerçekten ne kadar inanırız sizce? Ya da onu kalbimizle dinler miyiz? Yoksa sadece belki bir şey duyarız diye baş mı sallarız onlara?

Yargılama. Sizi yargılayan veya suçlu bulan birini de dinlemek zordur değil mi? Öğüt veren insanları dinlemeyi kim sever eğer kişi akıl istemediyse? Çok sevdiğim bir cümle var. Suçluluk duygusu geriye, sorumluluk duygusu ileriye taşır. Sizi geçmişte yaptığınız hatalardan dolayı yargılayan kişilerle konuşmak istemezsiniz. Kendinizi bir mahkemede gibi hissettirirler ve siz de farkında olmadan savunucu dinlemeye geçersiniz. Ya da saldırma taktiği uygularsınız. Net olan şey, bu kişileri dinlemek istemeyiz.

Yanılıyor muyum?

Olumsuz bakış açısı ve şikayet etmek. Etrafınızda ne olursa olsun neredeyse her şeyin eksik ve zayıf yönüne odaklanan ve sürekli şikayet eden insanlar var mı? Ve nezaketinizi bir yana koyacak olsak, bu insanları gerçekten dinlemek ister misiniz? Bu konuda kâbus gibi bir genel müdürümüz vardı ve her sabah bizi kendince bir gün önce yaşadığı ter türlü olumsuzluğu dinlemeye mecbur etmeye çalışırdı. İki yıl boyunca müşterilerimden ısrarla istediğim sabah toplantılarımın sebebi de buydu. Onu dinlemeye tahammülüm yoktu. Çünkü moralim dibe vuruyordu ve bendeki çalışma isteğini yok ediyordu. Bu tarz bir durum yaşıyorsanız, uzak durun. Şikayet etmek, bulaşıcı bir ıstırap diyen Jullian’a katılmamam mümkün değil. Zira şikayet, güneş saçan bir ışık değil ve dünyaya hafiflik vermiyor.

Mazeretler. Yöneticilik yaptığım dönemde verilen görevle ilgili yanıma gelen iki tip arkadaşım vardı. Biri neyi, neden yapamadığını anlatır, diğeri yapmak için neye ihtiyaç duyduğundan bahsederdi. Siz olsanız kimi dinlerdiniz? Elbette ikincisi değil mi? Yöneticinizin sizi dinlemek istememesinin sebeplerinden biridir bu emin olun. Neden olmadığını ya da olmasının mümkün gibi gözükmediğini o zaten bilir çünkü. Onun duymak istediği bu konuda sizin ne önerdiğiniz ya da çözüme mi, yoksa soruna mı odaklandığınızdır. Maymun atma dediğimiz suçlu bulma oyunu değildir akıllı yöneticileri ilgilendiren. Her şeye rağmen bunu nasıl çözeceğimizdir.

Abartma ve yalan söyleme. Zorlu işler verdiğim ekip arkadaşlarımdan bazıları bu işle ilgili, yeterince emek vermek yerine bana herkesi aradım, kimse bizim projeye para vermek istemiyor derdi. Kaç kişiyi aradın diye sorduğumda olası ve mevcut müşterilerin yüzde 10’una dahi henüz ulaşmadıklarını saptardım. Abartmanın, zaman içerisinde yalan söylemeyi de getirebileceğini o zamanlar bilmiyordum. Bugün emin olduğum şeyin; abartan insanların zamanla yalana meyilli oldukları ve onların söylediklerinin bir kulağımdan girip, diğerinden çıktıkları. Bunu bir düşünün!

Dogmatizm. Fikirlerin gerçekler ile karıştırılması. Olgu ve düşünce arasındaki farkı ilkokulda öğrendiğimiz halde nedense birçoğumuz dünyayı kendi gerçekliğimizle algılar ve yorumlarız. Bence o yeterince çaba göstermiyor, çaba gösterseydi bu işin olması için gereken her şeyi yapardı gibi kişisel ve genelleme içeren yorumlarla boğulan cümleler duyarız. Peki dinlemek ister miyiz? Sanmıyorum.

Bu yedi günahı duyduktan sonra kendinize hâlâ nasıl konuşayım ki beni dinlesinler diye soruyorsanız işte size reçete:

• İletişimlerinizde açık ve şeffaf olun. Birisi hakkında düşündüğünüz bir şeyi o kişiyle pozitif ve akılcı bir şekilde paylaşın ve başka biriyle de bunu konuşmayın.

• Herkes o an için bildiğinin en iyisini yapar. Yapmadıysa inanın ne yapacağını, nasıl yapacağını ve neden yapacağını henüz bilmiyordur. Sabır, sevgi ve sükunetle ona yardımcı olun.

• Yaşam bir sahnedir. İster oyuncu olursunuz, isterseniz seyirci. Kim olursanız olun yaşam, istersek hepimize, her zaman bir şeyler öğretir. Kurban olmayı; yargılayanlar, ben yaptım demeyi; öğrenenler seçer. Tabi siz isterseniz… Ve dünya, siz onu nasıl görüyorsanız öyledir. Gerisi size kalmış.

• Neyi nasıl yaparım’ı düşünenler haritada yol alırlar. Diğerleri benzin bitti napayım diyerek yolda kalırlar. Siz hangisini tercih edersiniz?

• Çok klişe biliyorum ama ancak ve ancak kendinizi kandırırsınız. Yaşadıklarınız sizin anlam kattığınız kadar zor ya da kolaydır. Ve yalancının mumu gerçekten yatsıya kadar yanar.

• Söylediğim her şey benim gerçeğim. Size uymuyorsa anlarım. Bu yazıyı yazma konusunda bana cesaret veren yaşamımda aldığım sonuçlar. Ve gerçek olan tek şey; benim burada yazmam ve sizin bunu okumanız…

Sahi bir de kuşları dinleyin, sesinizdeki ritmi yakalamak için…

Müzakere tekniklerinde ve mülakatlarda başarıyı yakalamak için e-kampus.com ziyaret edebilirsiniz.

Kaynak; Harvard Business Review

Efsane İşadamı Sabri Ülker’den Yadigâr 15 Yöneticilik Dersi

Akşama babacığım unutma Ülker getir!

Ülkemizin tüm çocuklarına onlarca yıldır bu melodiyi neşeyle söyleten efsane iş adamı Sabri Ülker, mütevaziliği, çalışkanlığı ve ileri görüşlülüğü ile adeta bir roman kahramanı.

Sabri Ülker’in yöneticilik ile ilgili 15 dersini aşağıda bulabilirsiniz, keyifli okumalar

1. “Sabah Erken Kalk, Kahvaltıyı Atlama, Kahveni Kendin Pişir!”

Sabri Ülker’in, aile ile birlikte geçirilen Pazar günleri haricinde, en önemsediği faaliyetlerden birisi kahvaltı. Muhtemelen aşırı yoğun iş temposuyla geçen uzun yıllar sırasında çocuklarıyla iş dışı bir günlük/rutin baba-oğul ilişkisi kurabilmek, onlara kendi elleriyle hizmet etmek/babalık gösterebilmek için özellikle işlevselleştirdiği beşerî bir tören olmuş kahvaltı. Kahvesini kendi pişirmesi de cabası…

2. “Sen Toplantıya Çalışma, Toplantı Sana Çalışsın!”

Plaza insanlarının belası: Toplantı. İş hayatına üretimde (çalıştığı fabrikanın hamur dairesi) başladığı ve ömrü boyunca üretimden kopmadığı için zaman ile üretkenlik/verimlilik ilişkisini güçlü biçimde kurabilen sanayici hassasiyetle bitmek bilmez toplantıların verimliliği konusunda takıntılı…

3. “Herkes fikir üretirse malı kim üretecek?!”

p3

Bir şirket yöneticisi, toplantılardaki suskunluğu ve tartışmalara katılmaması nedeniyle kapalı kapılar ardında eleştirilmektedir.

Sabri Ülker kaşlarını yukarı kaldırıp odadaki herkesin yutkunmasına neden olan yorumunu yapar: “Kafası hiç çalışmıyor gibi gözükür. Aslında beyni her söyleneni sünger gibi emer. Tatbikatta ise çok inatçıdır. Bize böyle yöneticiler de lâzım. Herkes fikir üretirse, malı kim üretecek?”

4. “İşin hilesi dürüstlük!”

Sabri Ülker’in ismi, sıfatından daha hızlı büyümüş. Hatta, şirketinden ve banka hesabından da… Aşağıda bizi sahiden de dikkat çekici bir örnek bekliyor.

İlk paragrafta Sabri Ülker’in uzun yıllar danışmanlığını yapmış Dr.Mustafa Özel’e, ikinci paragraftaysa 50. Yıl etkinlikleri sırasında yaptığı konuşmayla bizzat Sabri Ülker’in kendisine bağlanıyoruz…

“1958 devalüasyonundan sonra, ülkede temel meta fiyatları sık sık yükselmekte, dolayısıyla sanayiciler de ürünlerine boyuna zam yapmaktadır. 27 Mayıs darbesinden birkaç ay önce, her nasılsa çok yükselen un fiyatı hükümet kararıyla geri çekilmiş, dolayısıyla elinde unlu mamül bulunanlar zarara uğramışlar. Sabri Ülker, bütün toptancılarına kendi el yazısıyla birer mektup gönderip, ellerindeki bisküvi miktarları bildirmelerini istemiş. Mevcut stoğu tespit ettikten sonra, eski (yüksek) bisküvi fiyatıyla yeni (düşük) fiyat arasındaki farkı hesaplamış ve bu farkı her bir toptancın bir sonraki siparişinden düşmüş. Böylece toptancılar, kendileri için önemli olabilecek bir zarardan kurtulmuşlar.

“27 Mayıs darbesinden sonra, ortalığa şöyle bir laf yayıldı: ‘İhtilalciler fiyatların düşmesini emretmişler! Yakında fiyatlar düşecek!’ Piyasalar bıçak gibi kesilmiş. Anadolu tüccarı kesesinde banknotlarıyla İstanbul’a gelmiş olsa bile, fiyatların düşmesini bekliyor, mal almıyor. Tabii, bizim bunlardan haberimiz yok, çünkü satışlarımız neredeyse ikiye katlanmış. Sonradan işittik ki, kumaştan züccaciyeye kadar hiçbir yerden mal almayanlar, ‘Boş dönmektense bisküvi alalım, nasılsa Sabri Bey fiyatlar düşse bile zararımızı öder’ diyorlarmış!”

5. “Sermayesini servet yapan soba ateşine çıra olur!”

Göztepe’deki evini 1968 yılında yeni fabrika yatırımı yapabilmek için satar. Bir sonraki evini ancak 1982’de alacak, o tarihe kadar tüm kazanımlarını fabrikalarını büyütmek için sermaye yapacak, “Zengin olan şirket olmalı. Sahibi zengin olup kendisi fakir olan şirketin nefesi çabuk tükenir. Sermayesini servet yapan patron soba ateşine çıra olur” diyecektir.

6. “Biz bu işe giremeyiz, bu iş çok kârlı! Bana süt kokan işler getirin!”

p7

“Asıl işi yumurta ticareti oan bir tüccar, petrol işine girmeye karar vermişti. Galiba bir milletvekilinin tavassutuyla İstanbul’un dört yerinde petrol istasyonu kurmak istiyordu. Yaptığı fizibiliteye göre iş % 400 kârlı gözüküyordu. Sanıyorum 500 bin dolar kadar bir ek sermayeye ihtiyacı vardı ve Sabri Ülker’in bu işe ortak olmasını istiyordu.

Ben iyi bir iş yakalamış olma heyecanıyla dosyayı hemen Sabri Bey’e götürdüm. şöyle beş dakika kadar inceledikten sonra, ‘Biz bu işi yapamayız’ dedi. Neden efendim? ‘Çünkü bu iş çok kârlı.‘ Bir tuhaf olmuştum. Bu işi yapamayız çünkü çok kârlı! Sabri Bey’in ciddiyetini bilmesem benimle dalga geçiyor derdim. ‘Kârlı iş iyi değil mi’ diye mırıldandım. ‘Kârlı iş herkese yaramaz oğlum. Biz % 5, % 10 kâra alışmış insanlarız. Yüksek kâr bizi bozar!’ dedi.

Donakalmıştım. Yüzümün hangi renge girdiğini tahmin edemem. Benim bu kadar tuhaflaşmış olmama şaşıran Sabri Bey devam etti: ‘Sen petrol işinden anlıyor musun Mustafa? Hiç bu işi yaptın mı?’ Hayır efendim. ‘Eee, ben de anlamıyorum. İş kötü giderse, paramız batar. İyi giderse, bizden bilmezler. Petrol kokusu iyi koku değildir. Sen bize, bizim işimizle irtibatlı dosyalar getir. Süt koksun, buğday koksun, kakao koksun!’

7. “Rakibinin Aleyhinde Konuşmak Defodur!”

Aynı sektör ve iş kolunda çalışan şirketlerin belini kırmaya yönelik yıkıcı rekabet taktiklerini hiçbir zaman benimsemez… Bu yönüyle sektördeki rakiplerinin de saygısını kazanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8. “Süte Hâkim Olamayan Dondurma Yapamaz!”

p8

Efendim, yazın sıcaklar başlayınca bisküvi ve bilhassa çikolata tüketimi azalıyor. Bu yıl dondurma işine başlasak mı?‘ diye sorduğumda, kulaklarıma altın küpe olan şu cevabı vermişti: ‘Süte hakim olamayan, dondurma yapamaz evladım!’

Son on yılda pek çok sektörde dillere pelesenk olan kademeli, yatay ve organik entegrasyon fazları kuramlarının (Convergence ve Divergence tartışmaları) işaret ettiği gerçeği erken fark etmiş gözükmektedir. Bir ayağı gazda olsa da, bir eli hep frendedir.

9. “Bisküvi Yapar, Bisküvi Satarız!”

Ülker’in yakın zamanda emekli olan üst yöneticilerinden Necdet Buzbaş’ın aktardığına göre bir gün Buzbaş, Sabri Ülker’le birlikte Trabzon uçağına binmek için Atatürk Havalimanına gider.

Bekleme salonunda onca boş koltuk olmasına rağmen yanlarına bir amca gelip oturur, konuşmalarına kulak kesilir ve birden konuşmaya tam ortasından dalıverir: “Ne işle meşgulsünüz?

Sabri Ülker tevazuyla “Bisküvi yapar, bisküvi satarız” der.

Bu tevazunun karşılığı, kulak misafiri amcanın cevabıyla uzun yıllar unutulmayacak bir gurur nişanı olacaktır: “Madem bisküvi yapıyorsunuz bari Ülker gibi yapın!”.

10. “Dile Dökerek Değil, Örnek Olarak Çalış!”

Fikir üretmek ve görüş belirtmek olmazsa olmaz. Ama uygulamaya bir türlü geçemeyip sürekli konuşur olup gözükmek de biraz sıkıntılı.

Hiçbir sanayicinin uygulamaya dönüşmeyen lafların debisinin artmasına tahammülü uzun sürmez… Sabri Ülker’in kalbi kırmadan ama kulağa küpe yapabilmek için biraz da vurgulayarak kullandığı ihtar sözlerinden…

11. “Kekin En İyisini Şimdi Yaparsak, Bisküvi Yapmayı Unuturuz!”

Ülker’in kek üretimine başlamak için ortaklık masasına oturduğu uluslararası bir gıda devi ile görüşmeler sona yaklaşmaktadır. Ancak danışmanlarının ortaklığın maliyetinin yüksek olmasına ilişkin “İstesek bu kekin en iyisini yaparız, bu parayı/payı onlara vermeye lüzum var mı?” sorusuna muhatap olur.

Sabri Ülker’in cevabı, bugün Holding’lerin ve işletme gurularının dillerine pelesenk olmuş “Ana odak işlere (core business) odaklan” sözünün (Ve Amerikalılar’ın kullanmaya bayıldığı “bir seferde bir adım” veczinin) o günlerdeki replikasıdır: “Elbette yaparız ama kekin en iyisini şimdi yaparsak bisküvi yapmayı unuturuz”

12. “Her Zaman bir B Planın Olsun!”

Sabri Ülker’in üretime başladığı tarih 1944… İkinci Dünya Savaşı sürüyor. Kendisi de bizzat (Kırım’dan) muhacir/göçmen. 50 - 60 arası parti çekişmelerini yakından izliyor, şahit oluyor. 60 İhtilali’ne de.

Muhtemelen bu yıllar boyunca pek çok kez tüm kazanımlarının (basitçe para veya fabrika diye düşünmeyelim, tüm o emek, kahır ve sabırın), ne kadar büyük olursa olsun, pekala bir gecede buhar olabileceğini hissetmiş, olmalı.

Dilinden düşürmediği Her zaman bir B Planın olsun!tavsiyesi sadece konjonktürel üretim/ortaklık/finans meselerinden ibaret olmaktan çok “her şeye dair” algılanabilir.

13. “İşinin Ehli ile Çalış!”

Sabri Ülker’in gerek yönetici transferlerinde gerek yurt dışından uzman getirtme yönteminde (İş dünyasının efsane ismi Tekfen kurucusu Nihat Gökyiğit “Yurt dışından uzman getirtmeyi Sabri Bey’den öğrendik” demişti) gerekse de iş ortaklıklarının seçimindeki titizliği, en sık başvurduğu sözlerden biri olan “İşinin ehli ile çalış!” düsturuna uygun düşüyor.

Sözgelimi, geçtiğimiz günlerde (Nisan 2015) Ülker’den emekli olan ve uzun yıllar Ülker’in tepe yöneticiliği görevini sürdürmüş Metin Yurdagül, holdinge katılmadan önce Sabri Ülker’in Turyağ’da pazarlık masasına oturduğu ve yağın teknik özelliklerini konuştuğu, tartıştığı isimdi.

14. “Müşterinize Para Kazandırın!”

“Müşterinize para kazandırın. Müşteriniz, sizinle yaptığı ticaretin kârından memnun olsun.
Bununla beraber, ilişkileriniz ilkeli, öyle dürüst ve öyle samimi olsun ki; bu operasyonda sizin istihdam edilmiş olmanızdan da memnun olsun.

Haklarımızı korumak adına müşteriyi zorlamayın. Ama müşteri ile iyi geçinmek adına haklarımıza da halel getirmeyin.”

Ülker’de “müşteri” bayi/bakkal/satıcı anlamına geliyor. Son kullanıcı ise “tüketici” olarak adlandırılıyor.

15. “Dinlemeyi Bilmeyen Yönetmeyi Bilemez!”

Merhum Sabri Ülker kendisinden tavsiye isteyenlere “Adım Sabri, size de sabırlı olmayı tavsiye ederim” demesiyle nam salmış.

Bu sabrı en görünür kıldığı anlar karşısındakini sabırla dinlediği anlar.

Bugün de muhafaza edildiği söylenen küçük odasında işçilerle doğrudan konuşması ve kendisine vaziyet, şikayet, öneri aktarmaktan çekinenler için hazırlattığı “Arzuhal kutusu”, “Öneri, akıl küpü kutusu” ile dinleme (ve yöneticilerinin de denetlendiği bir tür iç kontrol mekanizması olmalı) özelliğini sözde bırakmayıp yazılı ortama da geçirmiş. (Bu kutular, internet/mail iletişiminin olmadığı dönemlerde bu işlevi de üstlenmiş).

Öneriler arasında değer bulduklarına yıl sonunda bizzat ödül vererek bu sitemi kullanmayı teşvik etmiş.

 

Sıkıcı Özgeçmişlerden Kurtulun! İşte Yaratıcılıkta Sınırları Zorlamış 20 Dikkat Çekici CV

“Bir sürü yere CV yolladım, cevap bile vermiyorlar!’’ diyenlerden misiniz?

Vermiyorlar; çünkü istediğimiz kadar başarılarla, şahane okullarla, tecrübelerle dolu CV’ler hazırlayalım, yüzlerce, binlerce aday arasından öne çıkabilmek, dikkat çekebilmek gerçekten çok zor. Herhalde hiçbir İK yetkilisi de birbirinin aynısı, donuk, sıkıcı kağıt yığınlarına bakmak zorunda olmaktan hoşlanmıyordur.

CV’leri dikkat çekici hale getirelim; ama nasıl? İşte ilham alabileceğiniz, “Farklılıklar nasıl ortaya koyulur?” derecesinde hazırlanmış yaratıcı ve sıra dışı CV’leri sizler için derledik!

1. Adeta dikkatlerden kaçamasın diye hazırlanmış

blog1

Çizim yapmaya olan merakınız kadar bu konudaki yeteneğinizi de oldukça ikna edici biçimde işte böyle gösteren Sercan Bey’i tebrik ediyoruz

2. Konsept tasarıma nefis bir örnek

blog2

CV’lerde en sık yaptığımız hata, her başvuru için aynı formatı kullanmak oluyor. Halbuki Sid Santos, tişörtten ambalaja kadar çeşitli konseptlerde tasarım yapabildiğini CV’sini böyle farklılaştırarak göstermiş.

3. Hem zarif, hem de yaratıcı

blog3

Yeteneklerin yüzde verilerek üstüne konumlandırıldığı o kartela CV’nin tüm havasını hemen değiştirmiş.

4. Yalnızca bir kağıttan ibaret bırakmak zorunda da değilsiniz.

blog4
Lucia Paul’un bu çok zarif örneğinde de olduğu gibi, çalışmalarınızı portfolyo halinde defterleştirebilirsiniz.

5. Tek sayfada alt alta listelerken de sıkıcılıktan uzak kalmak mümkün.

blog5

Tudor Deleanu, format olarak klasiğe yakın bir çizgi seçmiş; ve pek çoğumuzun CV’sinde olduğu gibi, deneyim ve becerilerini alt alta listelemiş. Ancak bunu yaparken hem renkleri hem de hizalamaları kullanışı CV’yi sıkıcı olmaktan hemen çekip çıkarıyor.

6. Hayatın zaman tüneli

blog6

Rybak, yıllar içindeki kişisel ve kariyer yolculuğunu bir zaman tüneli haline getirerek hem kolay okunur, hem de ilgi çekici bir sonuca ulaşmış diyebiliriz.

7. Fakat sizin daha sade ve ciddi bir tarzınız olabilir.

blog7

Yaratıcılık adına ciddiyetten çıkmak da şart değil. Çok küçük farklılaştırmalarla klasikle dikkat çekiciliği dengeleyebilirsiniz.

8. Veya “Her şey yazsın” diyenlerden olabilirsiniz.

Bunun için 4 sayfalık CV hazırlamanıza da gerek yok; epey fazla yazı var ama gayet güzel kurgulanmış ve tek sayfada özetlenmiş.

9. Kuşkusuz son derece yaratıcı bir başka tasarım

blog9

Jolie O’dell, iş deneyimlerini şarkı listesiymişçesine plak üzerine yerleştirmek suretiyle oldukça güzel bir iş çıkarmış ve hakikaten dikkat çekici olduğu kadar güzel de.

10. Kişiyi daha CV’nizi okumaya başlamadan etkilemek mümkün.

blog10

Sarı yeteri kadar parlak ve iddialı; siyahla böyle birlikte kullanımı ise son derece cesur olmuş.

11. Western formatı

blog11

Bizce gayet şık tasarlanmış bir başka örnek. Fontların kullanımından, kağıdın size hissettirdiği dokuya kadar her şey birbiriyle uyumlu.

12. Kendinizi en hızlı biçimde ifade edebilmeniz yeterli.

blog12

İlla çok şaşaalı ve iddialı örneklere gerek yok. Devamlı fikir geliştirip bunları bir yerlere karalayıp duran üretken bir beyne sahip olduğunuzu işte bu CV gayet güzel anlatabilir.

13. Metro haritası kimin aklına gelirdi?

Kısa ve özet bilgi vermenin en sıra dışı biçimlerinden biri bu örnekte karşımıza çıkıyor. Belki gerçekten de, bildiğimiz şeylerle yaptığımız işler bizleri kariyer başarısına taşıyacak yolun istasyonlarıdır.

14. En iddialısı bende olsun diyebilirsiniz.

blog14

Çok fazla yazı ve açıklamaya gerek bırakmadan dikkatleri derhal çeken türde bir örnek daha.

15. Mimarlık alanında bir kariyeriniz olabilir.

blog15

Yaratıcı CV’ler elbette yalnızca grafik tasarım ve dijitalcilerden çıkmıyor. Hiçbir iş alanı, sıra dışı ve dikkat çeken bir CV oluşturmanıza engel değil.

16. Bırakın iş kişiselleşsin.

blog16

Denise adeta kendi çalışma masasının bir kopyasını CV’ye çıkararak son derece dikkat çekici bir CV hazırlamış.

17. “Biçilmiş kaftan”!

blog17

Dikiş alanındaki beceriye dikkat çekmenin daha kolay bir yolu herhalde olmazdı. Kumaş gibi sıra dışı olduğu kadar, anlatılan şeyi vurgulamaya gayet güzel bir örnek olmuş.

18. Gerektiği kadar yere dikkat çekmek yeterli.

blog18

Fotoğrafınızın da klasik kullanımından bu biçimde uzaklaşabilirsiniz.

19. Ne de olsa Apple’dan mülakat koparmak kolay iş değil!

blog19

Craig Baute’nin bu zekice CV’si ise Apple tarafından görüşmeye çağırılmasına yetmiş. Akış diyagramı bizce de harika bir fikir; kendini nasıl da kolay okutuyor ?

20. Pixar gibi bir animasyon devinin dikkati ise, herhalde ancak böyle çekilebilirdi!

blog20Brian Moose, kendi hazırladığı bu vintaj film çantasının içine de illüstrasyonlarını içeren bir defter yerleştirmiş.

İnternette kısa bir aramayla daha pek çok özenli, zekice ve yaratıcı olarak hazırlanmış örneğe ulaşmak mümkün. Eğer o Word’de yazılıp PDF’e çevrilmiş dümdüz ve sıkıcı kağıt senin kişiliğini ve yeteneklerini yansıtmıyorsa, yansıtır hale getirmek senin elinde ?

40’ından Sonra Yaptıkları Sıçramayla Başarının Yaşı Olmadığını Kanıtlayan 16 İkonik İnsan

Genç yaşta gelen başarı hikayelerinden biraz çıkalım; ve 40 yaşından sonra muazzam başarılar elde etmiş sayısız örneğin içerisinden bazılarına bakalım.

Bu 16 ikon “Hiçbir şey için geç değildir” sözüne inancımızı tazeleyeceği gibi, kuşkusuz herkese ilham kaynağı olacak.

1. Marvel efsanesinin yaratıcısı Stan Lee, ilk çizgi romanı “The Fantastic Four” yayınlandığında 40’ından gün alıyordu.

sp

Ve Örümcek Adam, X-Man, Iron Man, Hulk gibi efsaneler birbiri ardına geldi.

2. Donald Fisher, GAP markasını 40 yaşında yarattığında, perakendecilik hakkında en ufak fikri yoktu.

1969’da San Francisco’da küçük bir dükkanda doğan GAP, bugün dünyanın en büyük hazır giyim perakendecilerinden bir tanesi.

3. Vera Wang de moda endüstrisine 40 yaşındayken girdi.

Önceden artistik patinaj ve gazetecilikle uğraşan Wang, göz kamaştıran gelinlik ve abiyeleriyle şu an bir moda devi.

Bir çok ünlünün Vera Wang gelinliği ile evlendiğini burada belirtmeden de geçmeyelim.

4. Robin Chase, Uber’in atası diyebileceğimiz Zipcar’ı 42 yaşında 2000 yılında kurdu.

robin-chase-e-kampus

2011’de Zipcar’dan ayrılan Chase, şu an yeni girişimlere danışmanlık yapmakta ve aynı zamanda Dünya Ekonomi Forumu üyesi. Bu arada Uber 2009 yılında kuruldu.

5. Samuel L. Jackson, Hollywood’da nihayet bir sıçrama yapabildiğinde 43 yaşındaydı.

samuel-jackson-e-kampus

Spike Lee’nin Jungle Fever filmindeki rolüyle “En İyi Yardımcı Oyuncu” ödülü alana dek Jackson yalnızca küçük rollerde oynuyordu. Sonrasında ise Pulp Fiction‘dan Jackie Brown‘a, Django Unchained‘e başarılarının ardı arkası kesilmedi.

6. Sam Walton, ABD’li hipermarket devi Walmart’ı 44 yaşında kurdu.

sam-walton-e-kampus

Walmart’ın 2016 itibariyle 27 ülkede 11.535 şubesi bulunuyor.

7. Henry Ford, devrim niteliğindeki Model T’yi yarattığında 45 yaşındaydı.

1908 yapımı otomobil, dünyada orta sınıfın bütçesine uygun ilk otomobil olarak tarihe geçti. Model T 16,5 milyon sattı!

8. 46 yaşında The Ed Sullivan Show’da patlama yapana dek, Rodney Dangerfield pek de ünlü olamamıştı.

Efsane komedyen, bu sıçrayışın ardından birçok talk-show ve komedi programında da en tercih edilen isimlerden oldu.

9. “Türlerin Kökeni” yayınlandığında Charles Darwin 50 yaşındaydı.

Bu zamana kadar doğa ve tür bilimi konusundaki çalışmalarını sessiz sedasız yürüten Darwin, “Türlerin Kökeni” ile bilim dünyasını kökünden değiştirdi.

10. Julia Child, 50 yaşında yayımladığı ilk kitabının ardından dünyaca ünlü bir şef haline geldi.

Julie & Julia adlı filmde Meryl Streep, Child’ın hayatını canlandırdı.

11. Şok tabancasının mucidi Jack Cover, bu sıçramayı yaptığında 50 yaşındaydı.

Jack Cover, önceden NASA ve IBM’in de aralarında bulunduğu bilim ve teknoloji firmalarında bilim insanı olarak çalışmıştı. Taser şok tabancasını 1970’de icat etti.

12. Betty White 51 yaşından sonra dünyanın en çok ödül kazanan kadın komedyenlerinden biri oldu.

Yaşı yetenlerin büyük bir keyifle hatırlayacağı efsane dizi “Altın Kızlar”ın oyuncusunun ödülleri ve adaylıkları buradan görülebilir.

13. Taikichiro Mori, Japon gayrimenkul imparatorluğu Mori’yi 51 yaşında kurdu.

Öncesinde akademisyen olan Mori, 1992 yılında 13 milyar dolarlık bir servetle “Dünyanın en zengin insanı” seçildi.

14. Ray Kroc, McDonalds’ı kurumsal bir deve dönüştürdüğünde 52 yaşındaydı.

ray-kroc-e-kampus

15. Colonel Sanders, Kentucky Fried Chicken’ı 1952’de bayiliğe açtığında 62 yaşındaydı.

Sanders bundan 12 yıl sonra 1964’te, restoran zincirini 2 milyon dolara sattı.

16. Son olarak “Büyükanne Moses”, müthiş başarı yakaladığı ressamlık kariyerine başladığında 78 yaşındaydı!

Anna Mary Robertson Moses’ın tablolarından biri 2006 yılında 1,2 milyon dolara satıldı.

“Bir Fikrim Var” Diye Başlayıp Hüsranla Sonuçlanan Projelerin 8 Temel Nedeni

“Bir fikrim var” der ve projeye başlarsın. Çabalarsın, uğraşırsın ve en sonunda fikrini modellemeyi başarırsın. Bu durumda seni iki seçenek bekliyor. Ya projen beğenilir, istediğin sayıda kullanıcıya ulaşır ya da senin büyük patlama beklediğin projen, patlamış balon gibi sönmeye başlar ve fikrin başarısız olur. Peki neden başarısız olur, hiç düşündün mü? İşte başarısızlığın 8 nedeni…

1. Para bulamamak

Yaptığınız projeye para bulmak, yatırım almak en zor işlerden biridir. Ailenizden veya arkadaşlarınızdan aldığınız para sizi bir yere kadar götürecektir. O para bittiğinde, kendinize kaynak bulmalısınız. Bulamazsanız, giderleri karşılayamayacak ve hızla dibe batacaksınız.

2. Ekibinle uyum sağlayamamak

En yakın arkadaş olsanız bile bazen kurduğunuz ekiple uyum sağlayamayabiliyorsunuz. Ekibiniz dağıldıkça projeniz de dağılmaya başlıyor.

3. Ürünü yanlış zamanda piyasaya sürmek

En çok duyduğunuz başarısız projelerin nedenlerinden biridir. “Benim fikrim gelecek için” ve “Bu zamanda değerimi anlamadılar” gibi türevleri de mevcuttur.

4. Ürünün pazarlamasını yapamamak

Sizin ürününüz ne kadar harika olursa olsun, eğer ürününüzü insanlara duyurmak konusunda iyi değilseniz, bütün bir emeğiniz çöpe gidebilir. Ürününüzü pazarlamak, ürününüzü üretmek kadar önemlidir.

5. Akıl Hocası-Danışman desteği al(a)mamak

Ürünü piyasaya sürerken ve sürdükten sonra size akıl hocalığı yapabilecek, piyasayı sizden iyi bilen birilerine ihtiyacınız olur. Eğer kendinize bir “akıl hocası” bulamazsanız veya “ne gerek var ya ben zaten her şeyi biliyorum” diye düşünürseniz, projeniz patlama tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

6. İş modeli oluşturmamak

Günümüzde yatırım yapmak isteyenlerin, girişimcilere sorduğu bir soru var: “İş planınızı oluşturdunuz mu?” Cevabı “hayır” olan çoğu girişimci yatırım alamaz. İş modeli sizin ürününüzün kısaca planı gibidir. Hedef kitlenizi, gelirinizi, maliyetinizi ölçmenizde yardımcı olur. Bir çok projede iş modelini oluşturmadığından, başarısız projeler arasında yerini alıyor.

7. Yetersiz kalitede ürün

Siz belki de ürününüzün çok iyi olduğunu düşünüyorsunuzdur. Ama önemli olan sizin değil, kullanıcılarının ne düşündüğü. Kullanıcılar yetersiz diyorsa, yetersizdir.

8. İhtiyaç olmaması

En sık karşılaşılan nedendir. Sizin ürününüz uzay teknolojisiyle donatılsa bile, insanların gerçekten buna ihtiyacı yoksa, ürününüz hiçbir işe yaramaz. Artık sizin projeniz de başarısız projeler arasında yer almaya mahkumdur.

 

José Mourinho Örneğinden Yola Çıkarak Alabileceğimiz 6 Pazarlama Dersi

Futbolda 2000’li yıllara damgasını vuran en önemli teknik direktörler dendiğinde, ilk akla gelen isimlerden biri kuşkusuz José Mourinho’dur.

Mourinho, Porto ile 40 yaşında UEFA Avrupa Ligi ve 41 yaşında Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ile dikkatleri üzerinde topladı. Chelsea’ye 50 yıl sonra kazandırdığı Premier League şampiyonluğu, Inter Milan ile hem Şampiyonlar Ligi, hem Serie A şampiyonluğu, Real Madrid ile La Liga şampiyonluğu ve yeniden Chelsea ile Premier League şampiyonluğu gibi, eşine zor rastlanır başarıları bir özgeçmişe sığdırmayı başardı.

Fakat onu bu yazıya konu eden, 2015 - 2016 sezonunda Chelsea’de yaşadığı başarısızlık ve sezon ortası gelmeden görevine son verilmesi. Bu süreci incelediğimizde, ortaya pazarlama profesyonelleri için altın değerinde dersler çıkıyor:

1. O kadar da “özel” olmayabilirsiniz.

Jose_Mourinho_2568641b

Mourinho, tüm bu etkileyici özgeçmişe rağmen, futbol dünyasından farklı kişilerle yaşadığı polemikler, agresif ve mütevazılıktan uzak tavrı ile de her zaman gündemin birinci sırasında yer aldı.

Kendisini “özel biri” olarak gördü ve bunu net bir şekilde ifade etti. Biz buna “Pazarlamada Uzmanlık” diyoruz

2. Sezonun en iyi teknik direktörü seçilmeniz büyük bir başarıdır; ama sadece o sezon için.

Çünkü ertesi sezon ligde 16 maçın 9’unu kaybetmeniz ve lig kupasından erken elenmeniz, işinizden olmanız anlamına gelebilir. Belki de ortada bir problem vardır, bizce “Problem Çözme Teknikleri” eğitimine başvurmalı

3. Geçmiş başarılarınız sizi yalnızca bir süre taşıyabilir.

Ulaşılan hedefler, artırılan pazar payları ve katlanan kâr oranları çok ışıltılı tablolar olabilir; ama yeni yıl ile birlikte geçmişte kalır. Artık bu senenin iş planlarına ve hedeflerine odaklanmak gerekir. Aa tam da bununla ilgili e-kampus.com ‘da “Toplam Kalite Yönetimi” eğitimi var, Mourinho alsa belki de..

4. İşler kötüye gittiğinde sağduyuyu kaybetmemek çok önemli bir meziyettir.

Medya ile ilişkileri germek, hatta medyaya hakaret etmek, meslektaşlarınızla sürekli beyan savaşında olmak, size kısa vadede gündem değiştirme fırsatı yaratır evet; ama orta ve uzun vadede en çok nefret edilen teknik direktörlerden biri olmanıza ve kredinizin azalmasına sebep olur. Belki de “Sosyal Medya Eğitimi” bu işi biraz olsun çözebilir.

5. İletişim konusunda daima dikkatli ve özenli olmak gerekir.

293771JoseMourinho

Satış ekibi ile hedefleri konuşurken, fizibilite onayı için finans ile pazarlık ederken, tedarik zinciri ekibini ürün lansman sürecinde aynı hedefe koştuğunuza ikna etmeye çalışırken, güçlü ve pozitif bir iletişime ihtiyacınız olacaktır. Siz yine Pazarlama ve Satışta Uzmanlık eğitimine bir göz atın

6. İletişimde yaptığınız her hata bir gün aleyhinize döner.

jose mourinho

Her şey yolundayken yaşadığınız iletişim sorunları gündem olmazken, işler tersine döndüğü durumda aleyhinize kullanılacak en önemli argümanlardan biri olacaktır.

Her şeyden önemlisi, pazarlamanın da bilgiye dayalı olduğunu unutmamalı, Türkiye’nin ilk sanal kampüsü e-kampus.com’a uğramadan geçmemelisiniz.

2016 Kariyer ve Bireysel Başarı Trendleri

Her yılın başında yeni yılın teknoloji trendlerini tanıtan yazılar okuruz. Bu yıl da yine Şeylerin İnterneti, Yapay Zeka, Cloud Computing, 3D Printing vb trendler hakkında makaleler mevcut. Halbuki sadece teknoloji alanında değil, kariyer ve bireysel başarı alanlarında da trendler değişebiliyor. Gelin bu yılki trendlere beraber bakalım.

 

Daha Az Çalış, Daha Çok İletişim Kur

İletişim çağında yaşıyoruz, ve bu cebimizdeki akıllı cihazları kullanmaktan daha ileriye gidiyor. Teknik becerilerimiz ve önceki projelerimizden aldığımız referanslarımız ne kadar iyi olursa olsun, eğer bunu doğru şekilde yansıtamıyorsak, bir sonraki girişimimizde başarısız olabiliriz.

Doğru iletişim kurabilmek, dinleyip anlamak ve gerekenleri karsı tarafa aktarabilmek demektir. Eğer bunu başarabiliyorsak işlerimizi daha kolay gerçekleştirebilir ve sorunları daha hızlı ve basit çözebiliriz.

Yeniliklere Açık Ol ve Değişikliklere Uyum Sağla

Yeniliklere meraklı ve açık olanların başarıya ulaşma şansı daha yüksektir. Her yenilik beraberinde bir değişiklik getirir ve bu değişikliğe uyum sağlamak gerekir. Bunu iyi beceremeyip değişikliklerden kaçanlara dünyanın 4,5 milyar senedir değişim geçirdiğini ve doğada çevresindeki değişikliklere uyum gösterebilen canlıların hayatta kaldığını örnek gösterebiliriz.

Büyük değişikler, başka bir ülkeden iş teklifi alıp o ülkeye taşınmamız ya da öğrencilik yıllarında bir staj için yurt dışına gitmek olabilir. Veya www.e-kampus.com ‘ü yani Türkiye’nin ilk sanal kampüsünü ziyaret edebilirsiniz.

Beden ve Zihin Sağlığına Yatırım Yap

“Her şeyin başı sağlıktır” sözü çok doğru. Son yıllarda Work-Life dengesini sağlamak hakkında bir çok makale yayınlandı, hem çalışıp hem mutlu olmanın yolları anlatıldı. Halbuki mutluluktan da önce sağlıktır önemli olan. Sağlığımızı pekiştirecek önlemler alırsak, mutluluğumuz da artacaktır, ve işimizi daha istekli ve başarılı şekilde gerçekleştireceğiz. Onun için mutlaka hem bedenimizi hem de zihnimizi dinç tutacak antrenman ve etkinlikler gerçekleştirelim. Hem stres atarız hem daha mutlu oluruz.

Her Zaman Pozitif Ol

Olayların her zaman olumlu tarafını göz önünde bulunduralım. Bu sinirlenmemizi ve stresimizi azaltır ve olaya daha sakin ve farklı bakarak, daha doğru kararı vererek, sonuca daha kolay ve çabuk ulaşmamızı sağlar.

Yabancı Dil Öğren

Hem programlama dili hem yabancı dil, her ikisi de olabilir. İkisi de kendimizi ifade etmemiz için bir araçtır ve yurt dışında kariyer yapmamıza ve çalışmamıza yardımcı olabilir.

Hangi dil olacağına herkes kendince karar vermeli. Programla dili olarak trend’de olan teknolojilere yönelik bir tane seçebiliriz. Mesela R istatistik ve analiz programlama dili olabilir. Yabancı dilde ise gitmek istediğimiz ya da müşteri edinmek istediğimiz ülkenin dili olabilir.

Türkiye’nin İlk Sanal Kampüsü’nden Eğitim Al!

www.e-kampus.com ‘a gidip, eğitim alabilirsiniz. 2016’ya yeni konular, yeni uzmanlıklarınızı, istediğiniz yerden katılarak video ders olarak alabilirsiniz. Ayrıca istediğiniz yere de sertifikayı gönderiyorlar.

İyi Bir Dijital Pazarlama Uzmanı Nasıl Olunur?

İyi bir dijital pazarlama için, bir pazarlama uzmanından çok daha fazlasını bilmek gerekiyor. İşte iyi bir dijital pazarlama uzmanı olmak için gereken 5 özellik…

1-İyi bir iletişim: İletişim bir bilimdir. Bir markanın iletişimini üstlendiğiniz anda ilk yapmanız gereken şey, markanın kimliğiyle, mevcut ve potansiyel müşterileriyle uyumlu bir dil kurmak olmalı. Bu konuda Ünsal Oskay’ın “İletişim’in ABC’si” kitabını okumanızı şiddetle öneririm.

2-Dil bilgisi ve anlatım: Bunlar öğrenilip geliştirilebilen özelliklerdir. Bol kitap okumak bu özellikleri geliştirmenin ve diri tutmanın en ideal yoludur. Eğer bu konuda eksikleriniz olduğunu düşünüyorsanız hazırladığınız metinleri mutlaka 2. bir kişiye kontrol ettirmelisiniz.

3-Genel kültür: Çok film izleyip çok kitap okumuyorsanız, en azından güncel dergi ve gazeteleri, haber bültenlerini takip ederek gündemi yakalamaya çalışın. Belki kimse sizden entellektüel bir birikime sahip olmanızı, güncel olayların nedenselliklerini analiz edebilmenizi beklemiyor ama en azından buzdağının görünen yüzü hakkında bilgi sahibi olmalısınız.

4-E-ticaret eğitimi almak:

Çalıştığınız veya çalışacağınız markanın bir e-ticaret sitesi olabilir. Oradaki metrikleri öğrenmek, satışın nasıl online hale geldiğini görmek isteyebilirsiniz. Var olan pazarlama planlarını online hale getirmek için e-ticaret olgusunun tüm bilgisine sahip olmanız gerekebilir. www.e-kampus.com adresinden alacağınız “e-ticaret uzmanlığı” eğitimi sizi çok daha farklı yerlere taşıyabilir. Ayrıca dijital pazarlama uzmanları içinde bu eğitimin gerektiğini söylememize gerek yok herhalde

5-Analiz: Yaratmış olduğunuz içeriklerle ilgili mecra bazlı raporları mutlaka sürekli olarak kontrol edin. Eposta pazarlamasında çok kullanılan A/B testlerini sosyal medya paylaşımlarınız için de uygulayabilir, hangi içeriğin, hangi metnin ne zaman paylaşıldığında daha fazla etkileşim yarattığını tespit edebilirsiniz. Kararlı olun ama kendi fikirlerinize saplanıp kalmayın. Müşterilerinizden öğrenin.

6-Sosyal Medya Uzmanlığı eğitimi almak: Sosyal medya dijital pazarlamanın en önemli kısmı. Sosyal medya platformlarının arka tarafındaki analitik düzenleri, nasıl içerik yaratmanız gerektiğini, nasıl görsellerle ilerlemeniz gerektiğini, kullanıcıların sosyal medyada nasıl etkileşimlerde bulunduğunu www.e-kampus.com sayesinde “Sosyal Medya Uzmanlığı” eğitimi alarak öğrenebilirsiniz.
5-İşleri paylaştırmak: İyi bir dijital pazarlama uzmanı olmanız her şeyi sizin yapmanızı gerektirmez. Gerektiğinde bir takım işleri delege edin, fikir alın, rica edin… Sizin uzmanlığınız, şeyler arasındaki ilişkiyi ve kurguyu nasıl idare ettiğiniz olmalı.

Kariyerin İçin 7 Altın Kuralı Okumaya Hazır Mısın?

Kariyer seçme veya değiştirme aşamasındaysan, işte sana aklında tutman gereken 7 kural!


Kural 1: Sana ilginç gelen hatta seni şaşırtan herhangi bir kariyerin peşine düş. Bunu yapmadan önce de, bu kariyerin göründüğü kadar muhteşem olup olmadığını öğrenmek için o işi yapan insanlarla konuş. Onlara şunları sor: Bu işin en sevdiğin yanı nedir? Bu işe nasıl girdin? Bu son soru kulağa yersizmiş gibi gelse de, bu doğrultudaki bir işe veya kariyere nasıl ulaşabileceğine ilişkin önemli ipuçları sunabilir.


Kural 2: Bu geçiş sürecinde hem sabit kal hem de bir değişim sergilemeye özen göster. Başka bir ifadeyle: her şeyi değiştirme. Arşimet’in kaldıraca dair söylediği sözleri hatırla: Bana yeterli uzunlukta bir kaldıraç, bir destek noktası ve durabileceğim bir yer verin, dünyayı kaldırayım. Hayatını değiştirirken duracağın bir noktaya ihtiyaç duyacaksın, bu yeri sende sabit olan bazı şeyler sunuyor: Aktarılabilir becerilerin, değerlerin, kişiliğin ve inancın.


Kural 3: İş piyasasını göz önünde bulundurmaktan ve “çekici” şeylere yönelmekten çok, kendinle ve senin ne istediğinle başlarsan iyi olur. Kısacası “hevesi” mi “tutkuyu” mu seçeceksin?


Kural 4: Senin için en iyi iş, tercih ettiğin insanlardan oluşan iş ortamını, tercih ettiğin çalışma koşullarını, tercih ettiğin maaşı veya diğer girdileri sunan; en sevdiğin veya heyecan duyduğun alanlarda en sevdiğin aktarılabilir becerileri kullandığın, tercih ettiğin hedeflere ve değerlere doğru gelişim gösteren iştir. Bunun için kendine kapsamlı bir döküman yapmalısın.


Kural 5: Tercihte bulunmaya ne kadar fazla zaman ayırırsan, tercihin o kadar isabetli olur. “Hızlı ve kirli” çözümlerin peşine düşmenin mutlaka bir bedeli olur.


Kural 6: İlk seferinde her şeyi doğru yapacaksın diye bir şey yok; hatalı bir tercihte bulunmak ölüm demek değil. Yol boyunca bunu düzeltecek zamanın olacak, yaşın ne olursa olsun. 21. yüzyılda ortalama bir insan, hayatı boyunca iki üç kariyere yelken açıyor.


Kural 7: Eğlenebildiğin kadar eğlen. Ne kadar eğleniyorsan işini o kadar doğru yapıyorsun demektir.

Bonus Kural:

Mükemmel bir kariyer için www.e-kampus.com adresine uğra

Kaynak:Richard BOLLES

Yukarı Çık